Giriş Yap
Üye Adı
Şifre
Menü
 Anasayfa
 İndirme
 Forumlar
 İlahiler
 İslami Filmler
 Tasavvufi Yazılar
 İslami Yazılar
 Hatim Bölümü
 Oyunlar
 You
 Üye Profiliniz
 Üye Mesajlarınız
 Üye Listesi
 Üye Olun
 Bizi Önerin
 Bize Ulaşın
Popüler Konular
En Popüler Konular (Sayfa 1)
En Popüler Konular (Sayfa 2)
En Popüler Konular (Sayfa 3)
En Popüler Konular (Sayfa 4)
En Popüler Konular (Sayfa 5)
En Popüler Konular (Sayfa 6)
En Popüler Konular (Sayfa 7)
En Popüler Konular (Sayfa 8)
Arşiv
İlahi Sözleri
Programlar
Videolar
İslami Paylaşım
Resimler
Sahabeler
İslam Büyükleri
İslam Tarihi
İlmihal
Şiirler
Hikayeler
Dosya Paylaşımı
Komik Yazılar
Fıkralar
Havadan Sudan
Mental Aritmetik eğitmenler ve akademisyenler tarafından oluşturulmuş bir beyin geliştirme programıdır. Devamını Görmek için: Mental Aritmetik
ilahi.org :: Başlığı Görüntüle - 36 TANE OSMANLI PADİŞAHI (HAYATLARI , YAPTIKLARI)
36 TANE OSMANLI PADİŞAHI (HAYATLARI , YAPTIKLARI)
ilahi.org Forum Ana Sayfası » Tarih
SSS Arama Üye Listesi Gruplar Profil Giriş Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun

Konu: 36 TANE OSMANLI PADİŞAHI (HAYATLARI , YAPTIKLARI)

BU AKŞAM HİNSİSTAN'DA <-- Önceki Konu |

| Sonraki Konu --> Köprü Yaptıran Mecusi






Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder   
36 TANE OSMANLI PADİŞAHI (HAYATLARI , YAPTIKLARI)
umit_ayz
Mega Paylaşımcı
Mega Paylaşımcı



Kayıt: May 06, 2009
Nereden: İSTANBUL
Mesajlar: 737
Haftalık Puan: 0
36 TANE OSMANLI PADİŞAHI (HAYATLARI , YAPTIKLARI)
Tarih: Çrş May 13, 2009 2:56 pm

Very Happy

Osman Gazi


Sultan birinci Osman han, Ertuğrul beyin oğlu ve Süleyman şahın torunudur. Süleyman şah, Cengiz fitnesinde Ahlat taraflarına yerleşmişti. Osman han, Osmanlı devletinin kurucusudur. 1257 yılında Söğüt’te doğup, 1326 da Söğüt’te vefat etti. Bursa’dadır.

1281 yılında babası Ertuğrul bey vefat edince yerine geçti. İnegölü, Karacahisarı Rumlardan aldı. 1299 da Konya’daki Selçuk sultanı üçüncü Alaüddin Keykubad, Gazan hana esir olunca, Yenişehir’de Osmanlı devletini kurdu.

Cesur, zeki ve tam bir Müslüman idi. Çok cömert idi. Şeyh Edebali hazretlerinin kızı ile evlenip, bundan Alaüddin paşa oldu. Ömer beyin kızı Bala hatundan da sultan Orhan oldu. Konya Selçuki sultanı Alaüddin şahın 1288 senesinde sultan Osman’a gönderdiği takdir ve iltifat ve nasihatlerle dolu uzun mektubu ve sultan Osman’ın edep ve nezaket dolu cevabı, Mirat-i kâinat kitabında yazılıdır.

Ömrü, Rum kâfirleri ile savaşmakla ve İslamiyet'i yaymakla geçti. Müslümanları rahata, huzura kavuşturmak için çalıştı. Vefat edeceği zaman, oğlu Orhan beye gönderdiği vasiyetnamesi, İslamiyet'e olan sevgi ve saygısını ve Türk milletinin rahat ve huzurunu düşündüğünü ve insan haklarına olan gönülden bağlılığını açıkça bildirmektedir. Vasiyetnamenin özü şöyledir:

(Allahü teâlânın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini İslam ulemasından sorup anlayasın! İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine inamı, ihsanı eksik etmeyesin ki, insan ihsanın kuludur. Zalim olma! Âlemi adaletle şenlendir. Ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şâd et! Ulemaya riayet eyle ki, ahkam-ı İslamiye işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbal ve hilm göster! Askerinle ve malınla gururlanma! Bizim mesleğimiz Allah yolunda cihaddır ve maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa, kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahü teâlâya emanet ediyorum.)

Osmanlı sultanları, bu vasiyetnameye candan sarılmış, devletin altıyüz sene hiç değişmeyen anayasası olmuştur.

Very Happy














Orhan Gazi


Osmanlı padişahlarının ikincisidir. 1281 yılında Söğüt’te doğdu. Babası Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi, annesi Ömer beyin kızı Bala Hatundur. İslam terbiyesiyle yetiştirildi. İyi bir eğitim ve öğretim gösterilerek büyütüldü. Osman Gazi’nin kumandanları ve arkadaşlarından silah talimi gördü. Devrin silahlarını maharetle kullanmasını ve muharebe taktiklerini öğrendi. Osmanlı Devletinin kuruluşunda hizmet aldı. Küçük yaştan itibaren devletin teşkilatlanıp müesseseleşmesinde lazım olan tecrübelere sahip oldu.

Orhan Gazi, gençliğinden itibaren Bizans tekfurlarıyla yapılan gazalara katıldı. Muharebelerde gösterdiği muvaffakiyetle babasının ve gazilerin takdirini kazandı.

Osman Gazi, 1299 tarihinde istiklalini ilan edince, devleti idari bölgelere ayırdı. Orhan Gazi 1301 de Sultanönü bölgesinin beyliğine tayin edildi. 1302 de Yenişehir ile İznik arasındaki Köprühisar’ın fethine gönderildi. Köprühisar’ı fethedip, Çavdarlı aşiretinin Osmanlı hududuna tecavüzlerinin önüne geçti. 1315 de Çavdar beyini esir alıp, Çavdarlı aşiretinin suçlularını cezalandırdı. 1317 de Karatekin, Karacebeş, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerinin fetih harekâtına katıldı. Muharebelerde gösterdiği muvaffakiyetle babası ve gazilerin kendisine olan güvenini daha da arttırdı.

Osman Gazi, 1320 yılından itibaren, yaşının ilerlemesi ve romatizmasının şiddetlenmesiyle, oğlunun idaresini görmek istedi. Orhan Gazi’yi seferlerde kumandan tayin etti. 1321 Mudanya-Gemlik Seferinde, Mudanya’yı fethetti. Bursa’nın denizle irtibatını kesti. 1325 de Bursa’nın güneyindeki Atranos’u fethedince, şehrin ablukasını daha da şiddetlendirdi. 1326 yılında Bursa’nın Pınarbaşı mevkiine gelerek, karargahını kurdu. Şehrin kalesini kuşattı. 1314 yılından beri abluka altındaki Bursa Kalesini kurtarmaktan ve yardımdan ümidini kesmiş olan kale kumandanı, teslim şartlarını görüşmeye mecbur kaldı. Orhan Bey, 6 Nisan 1326 tarihinde Bursa’yı teslim aldı. Osman Gazi Bursa’nın fethini işitince memnun olup, Orhan Beyi yerine vâris tayin etti. Diğer evlatlarının ve kumandanlarının Orhan Beye biat edip, ona karşı itaatli olmalarını bildirdi.

Kaynakların çoğuna göre Osman Bey, Bursa’nın fethinden hemen sonra vefat etmiş ve Gümüşlü Kümbete defnedilmiştir.

Osmanlı Devletinin ikinci sultanı olarak tahta geçen Orhan Gazi, Alaaddin Paşayı vezir tayin etti. Devlet Merkezi Yenişehir’den Bursa’ya nakledildi. Askeri, idari faaliyetlere ağırlık verilip, iktisadi müesseseler kuruldu. Aşiret kuvvetlerine ilaveten “yaya” denilen piyade sınıfı orduya dahil edildi.

Tayinlerde bulunup, Akçakoca’ya Kandıra, Kara Mürsel’e İzmit Körfezinin güneyi ve Abdurrahman Gazi’ye de yeni fethedilen Aydos ve Samandra’nın idaresi verildi. Bu kumandanlar, bulundukları mevkilerde fetihlerle de vazifeliydiler.

Osmanlıların Boğaz sahillerine kadar genişlemeleri Bizansı telaşlandırdı. Türklerin Sakarya Irmağı sahilinden Karadeniz istikametinde ilerlemesini durdurmak ve İznik kuşatmasını kaldırtmak için, Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos ordu hazırladı. 1329 yılında İstanbul’un Anadolu yakasına geçti. Floken’de karargahını kurdu. Orhan Gazi, İznik kuşatmasına bir miktar asker bırakarak, sekiz bin kişilik kuvvetle Bizanslılara karşı harekete geçti. Maltepe (Pelekanon) mevkiinde düşmanla karşılaştı. 1329 Mayısında meydana gelen Osmanlı-Bizans muharebesi, sabahtan akşama kadar sürdü. Bizans İmparatoru bir günlük muharebenin sonunda, büyük ümitlerle Rumeli’nden Anadolu’ya geçirdiği ordusunun, Osmanlılar karşısında dayanamayacağını anladı. Gece karanlığından istifade etmeyi düşünen İmparator, muharebe meydanından karargahına dönmek isterken Orhan Gazi, fırsatı kaçırmadı. Gece muharebe şartlarını iyi bilen ordusuyla Bizanslıları takibe geçti.

Bizans ordusu gece taarruzuna uğrayınca, paniğe kapılarak, birbirine girdi. İmparator yaralı vaziyette canını kurtarabildiyse de, ordusu imha edildi. Savaşı kazanan Orhan Gazi, İznik şehrinin kuşatmasını şiddetlendirdi. Bizanslıların İznik kumandanı, Pelekanon Muharebesinin neticesini öğrenince, artık kendisine yardım edilemeyeceğini kestirdiğinden, Osmanlıların adaletine sığınarak teslim oldu. Kaleyi teslim alan Orhan Gazi, ahaliden arzu edenlerin eşyalarıyla birlikte gitmesine müsaade etti.

Ayrıca Osmanlı Devletinin tebaası olarak kalıp, yalnız cizye vermek şartıyla, âdet ve ananelerini muhafaza edebileceklerini de ilan etti. Halkın büyük çoğunluğu Osmanlı idaresini tercih etti.

Osmanlı Devletinin merkezi, geçici olarak İznik’e taşındı. Şehir imar edilip, İslami eserlerle süslendi. Bundan sonra, bölgenin ticari bakımdan meşhur şehirlerinden olan İzmit’in kuşatılması şiddetlendirildi. Bizans İmparatoru, deniz yoluyla İzmit’in yardımına geldi. Orhan Gazi Osmanlı Devletinin ilk sulh antlaşmasını, İzmit’in muhasarası esnasında, Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos ile yaparak kuşatmayı kaldırdı.

1331 de Taraklı, Mudurnu ve Göynük kasabaları Osmanlı ülkesine katıldı. 1333 de Gemlik, 1336 da Kirmasti, Mihaliç ve Ulubad kasabaları fethedildi. 1337 de şiddetli bir şekilde tekrar kuşatılan İzmit teslim olmak zorunda kaldı. İzmit’in fethiyle Kocaeli Yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçti. Daha sonra Hereke, Yalova ve Armutlu’nun da fethedilmesiyle Osmanlı Devletinin hududu Boğaz sahiline dayandı. Bizans’ın Anadolu ile irtibatı sadece Şile ve Boğaziçi’nde kaldı. Orhan Gazinin Bizans’ı iyice sıkıştırması, Üçüncü Andronikos’u antlaşmaya mecbur etti. 1341 Osmanlı-Bizans Antlaşmasına göre Anadolu’daki Şile ve Üsküdar Orhan Gazi’nin akıncılarından emin olmak şartı ile diğer yerler Osmanlı Devletine kaldı.

Orhan Gazi, Karesi üzerine sefere çıktı. Balıkesir, Manyas, Edincik, Kapıdağı ve havalisi Osmanlı topraklarına katıldı. 1354 de Gelibolu’nun fethi ile Avrupa kıtasındaki Osmanlı toprakları devamlı genişledi. Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetleri Bolayır ve Tekirdağ’ına kadar, bütün Marmara kıyılarına hakim oldu. Süleyman Paşa, 1356 senesinde Doğu Trakya’ya geçerek Malkara ile Keşan ve Çorlu’yu aldı. Bölgedeki Osmanlı hakimiyetini kuvvetlendirmek için Anadolu’dan Türk-İslam nüfusu getirilerek iskan edildi. Rumeli fütuhatında, Osmanlıların yerli ahaliye iyi muamelesi, din, mezhep, dil hoşgörüsü; can, mal, ırz, emniyeti sağlaması, bölgeye sulh, sükun, huzur ve refah getirdi.

Trakya’da bu son fetihlere kardeşi Murad Beyle devam eden Süleyman Paşa, 1359 senesinde bir avı takibi sırasında düşerek kırk üç yaşında vefat etti. Rumeli fethine Gazi Murad Bey devam etti. Oğlunun vefatına ziyadesiyle üzülen Orhan Gazi rahatsızlandı. Veliahtlığa getirdiği Murad Beye şu nasihatlerde bulundu:
“Oğul, saltanatına mağrur olma. Unutma ki, dünya, hazret-i Süleyman’a kalmamıştır. Unutma ki, dünya saltanatı geçicidir, lakin büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamber efendimizin şefaatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi değerlendir. Dünyaya ahiret ölçüsüyle bakarsan ebedi saadeti feda etmeye değmediğini göreceksin. Oğul! Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır, sen o canibe yürü. Rumeli fethini tamamla. Kostantiniye’yi ya fethet, yahut fethe hazırla, civardaki Türk beyleriyle mesele çıkarmamaya çalış. Ahali her ne kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler, beyliklerinden geçme taraftarı gözükmez. Daha bir zaman idare edecekler, lakin sonunda olmuş meyve gibi avucuna düşecekler. Anadolu’da gaile çıkmazsa Rumeli işini rahat halledersin. Bu yüzden Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et. Cennetmekan babam Osman Gazi Han, Söğüt ve Domaniç’ten ibaret bir avuç toprağı beylik yaptı. Biz Allahü teâlânın izniyle beyliği hanlığa çevirip sultanlığı ikmal ettik. Sen daha da büyüğünü yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek yetmez. Zira i’la-yı kelimetullah azmi dünyaya sığmayacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun vârisi biz olduğumuz gibi Roma’nın vârisi de biziz. Oğul, dinimizin hükmünden ayrılma. Adaletle hükmet. Gazileri gözet. Dine hizmet edenlere hizmeti şeref say. Fakirleri doyur. Zalimleri ise cezalandırmakta tereddüt gösterme. En kötü adalet, geç tecelli eden adalettir. Sonunda hüküm isabetli dahi olsa, geciken adalet zulümdür. Oğul, biz yolun sonuna geldik, sen daha başındasın. Cenab-ı Mevla saltanatını mübarek kılsın.”

1360’ta rahatsızlığı artarak vefat etti. Bursa’daki Gümüşlü Kümbet’e defnedildi.

Şahsiyeti nesillere örnek mahiyette olan Orhan Gazi, halim selim olup, son derece merhametliydi. Kolay kızmaz, kızınca da belli etmezdi. Askerlerini ve tebeasını kendisinden fazla korurdu. Muharebelerde zayiat durumuna dikkat ederdi. Zayiata sebep olacak yerlerin fethini kuşatmayla kolaylaştırıp, teslimini beklerdi. Çok adildi. Dini bütün bir Müslüman olup, ülkede İslam hukukunu tereddütsüz tatbik ettirirdi. Orhan Gazi’nin İslam ahlakına hayran olup adaletine gıpta eden Hıristiyanlar, kendi soyundan ve dininden hanedanların yerine, Osmanlı idaresini tercih ederlerdi.

İyi bir teşkilatçı, cesur bir kumandan olduğu gibi mükemmel bir idareciydi. İlme, âlimlere ve gönül sultanı manevi şahsiyetlere hürmetkârdı. Âlimlerin sohbetinde bulunup, onlarla istişare ederdi. İmar ve iskan siyasetine önem verip, devrinde fethedilen beldelere Türk-İslam nüfusu yerleştirirdi. Osmanlı ülkesinin nüfuzunu arttırıp, devleti müesseseleştirdi.

Devletin topraklarını altı misli büyüten Orhan Gazi’nin vefatı sırasında Osmanlı Devleti Bilecik, Bursa, Balıkesir, Bolu ve civarı, Kocaeli, Sakarya, Eskişehir, Çanakkale, İstanbul’un birkaç kalesi hariç Anadolu yakası, Ankara, Ayaş, Beypazarı, Nallıhan, Kızılcahamam, Haymana, Polatlı, Soma, Kırkağaç, Domaniç, Bergama, Dikili, Kınık, Marmara Adaları, Trakya’da Tekirdağ, Lüleburgaz, İpsala, Keşan gibi şehir ve kalelere hakim bulunuyordu.

Orhan Gazi, Sultan olunca, devlet teşekküllerini kuvvetlendirdi ve yenilerini kurdu. Saltanatının üçüncü yılında hükümdarlık alametinden olarak Bursa’da gümüşten akçe kestirdi. Akçenin bir tarafında Kelime-i şehadet ile Hulefa-i Raşidinin (radıyallahü anhüm) isimleri yani; Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali yazılı idi. Diğer tarafında; Orhan bin Osman, basıldığı tarih olan H.727 ve Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyunun damgası vardı.

Osmanlı Devletinde ilk fütuhatı yapanlar aşiret kuvvetleri olup, hepsi atlı idi. Bu kuvvetler uzun süre muhasara hizmetlerinde bulanamadıkları için muvaffakiyetler gecikiyordu. Orhan Gazi, bu yüzden Bursa’nın fethinden sonra, askeri teşkilatta yenilikler yaptı. Türk gençlerinden daimi ve esaslı bir yaya ordusu kuruldu. Askeri birliklerde onluk sistem tatbik edildi. Piyade askerler, onar, yüzer kişilik manga ve bölüklere ayrıldı. On kişiye onbaşı ve yüz kişiye yüzbaşı zabitler tayin edildi. Bin mevcutlu kuvvetlerin başındakilere de binbaşı rütbesinde subaylar tayin edildi. Müsellem denilen süvari kuvvetinin otuz askeri, bir ocak kabul edildi. İlk planda biner kişilik birlikler halinde kurulan yaya ve müsellem askerlerinin sayıları zamanla arttırıldı. Günlük birer akçe olan ücretleri, iki akçeye çıkartıldı. Ayrıca muharebe dışında işleyebilecekleri araziler de verildi. Timar sisteminin tatbikiyle askeri hizmete tayin edilenlerin miktarı, tertip edilen kadroyu çok geçtiğinden, bunların nöbetle sefere gitmeleri ve sefere gidenlere, gitmeyenlerin yardımcı olmaları kanun haline getirildi. Sefere gitmeyenlere “yamak” denildi. Yamaklara yardım karşılığı ücret verilirdi.

Osmanlı devlet teşkilatı ilk defa Orhan Gazi zamanında teşkil olundu. İlk devlet teşkilatında Anadolu Selçukluları ile İlhanlıların teşkilatları örnek alınarak bir hükümet mekanizması kuruldu. Bunun esası Beylik merkezindeki divandı. Bu divana devlet reisi olan padişah başkanlık ettiği gibi icabında padişah adına vezir de başkanlık yapabilirdi. Osmanlı Devletinin ilk veziri Orhan Gazi’nin tayin ettiği Hacı Kemaleddin oğlu Alaeddin Paşa idi. Vezirler “paşa” unvanını taşırlardı. Devletin askeri ve idari bütün işlerinde padişaha yardımcı olurlardı. Şehir ve kazalar kadı ve subaşıların idaresindeydi. Kadı, idari ve adli; subaşı da asayişle askeri işlere bakardı. Orhan Gazi devrinde en yüksek kadılık makamı Bursa kadılığı olup, tayinlere de bakardı.

Orhan Gazi devrinde fethedilen beldeler, ilmi, mimari ve sosyal tesislerle süslendi. İznik fethedilince, manastırını medreseye çevirterek ilk Osmanlı medresesini kurdu. Yine İznik’te yaptırmış olduğu imaretin açılışında kendi eliyle fakirlere ve gazilere aş dağıttı. Ahalisinden müslim ve gayri müslim hiç kimsenin aç ve açıkta kalmamasına gayret etti. Bursa’da, cami, imaret, tabhane, yol, köprü ve hamamlar yaptırdı. Hanımı Nilüfer Hatun da; İznik’te bir imaret, Nilüfer Çayı üzerinde köprü ve çeşme gibi pek çok hayrat inşa ettirdi. İlk Osmanlı medresesi olan İznik Medresesinin müderrisliğine zahiri ve bâtıni ilimlerde derin âlim Davud-i Kayseri tayin edildi.

Orhan Gazi, gazilerin yetişmesinde, yeni fethedilen yerlerin İslam beldesi olmasında, fetih öncesi hazırlıkların yapılmasında, cihad esnasında askerin şevke getirilmesinde büyük emekleri geçen âlimler ve dervişlere de hürmet edip onların barınmaları ve hizmetlerini kolayca ifa edebilmeleri için, tekke ve zaviyeler yaptırdı.

Very Happy





Birinci Murad Han


Sultan Murad-ı Hüdavendigar, Osmanlı padişahlarının üçüncüsüdür. Sultan Orhan’ın oğlu, Yıldırım sultan Bayezid’in babasıdır. 1326 da doğdu. Bursa valisi oldu. Babası zamanında altın para basılmasında hizmeti görüldü. 1362 de, pederi vefat edince tahta çıktı.

Selçuki devleti parçalanınca Ankara’da bir devlet kuran Ehilerin, Konya’daki Karaman oğulları ile, Osmanlı aleyhine birleştikleri işitilince, 1362 de Ankara’yı aldı. Lala Şahin paşayı ilk serdar ve sadr-ı azam yaptı. Çorlu, Keşan, Edirne, Gümülcine’yi alıp Bursa’ya döndü. Biga’yı aldı.

Haçlı ordusu geldiğinden Rumeli’ye geçip Sırp Sındığı muharebesini kazandı. Tuna’ya kadar aldı. İkiyüzbin kişilik ikinci haçlı ordusu geldi. Kosova ovasında çetin savaşı kazandı. Sırp Kralı Lazari ve kumandanları öldü. Sırp devleti yok edildi.

1389 de, bir yaralı sırbın hâlini sorarken şehit edildi. Bursa’da Çekirgede defnedildi. Dini bütün, adil, merhametli, faziletli idi. Otuzyedi gaza etti.

Murad-ı Hüdavendigar Han zaferden zafere koşmuş, Anadolu'da ve bilhassa Avrupa'da devletin hudutlarını çok genişletmiş ve babasından bir beylik olarak aldığı ülkeyi büyük bir devlet halinde oğluna bırakmıştır.

Azim ve irade kudreti, vakar ve ciddiyeti, ahalisine karşı şefkatli oluşu, açık ve samimi siyasetiyle içte ve dışta istikrarıyla ve mühim askeri, adli, mali ve idari teşkilatıyla Osmanlı Devletini sağlam temeller üzerine oturtmuştur. Güneydoğu Avrupa'ya Anadolu'dan Türk-İslam nüfusunun naklinde tatbik ettiği şuurlu sistem, Sultan Murad Hanın dahiyane bir siyasetidir. Fütuhatla alınan Rumeli topraklarına iskan edilen Türk ve İslam nüfusu, Avrupa'da kalıcı bir hakimiyetin ve emniyetin başlangıcı olmuştur.

Anadolu'da, Rumeli'nde pek çok hayır müesseseleri, dini, askeri ve idari teşkilatlarını kuran Sultan Murad Han, tarihte kazandığı zaferlerle olduğu gibi, yaptığı eserlerle de milletin kalbinde taht kurmuştur. Sultan Murad Han, ihtiyaç ve lüzumunda eserler yaptırdığı gibi zaferlerin ardından da şükran ifadesi olarak, mescid, cami, medrese, mektep, imaret, han ve sosyal müesseseler inşa ettirmiştir. 1364 Sırpsındığı Zaferi sonunda şükran olarak; Bursa ve Bilecik'te birer cami, Yenişehir'de bir imaret, Çekirge'de bir imaret, medrese ile kaplıca ve han yaptırmıştır.



Very Happy







Birinci Bayezid Han (Yıldırım Bayezid)


Yıldırım sultan Bayezid, Osmanlı padişahlarının dördüncüsüdür. Murad-ı Hüdavendigar’ın oğlu ve Çelebi sultan Mehmed’in babasıdır. 1360 da doğdu. 1388 de, babası şehid olunca, tahta çıktı.

Rumeli’de ve Anadolu’da çok şehirler aldı. Macaristan’a kadar feth etti. İstanbul’u almak için Anadolu hisarını yaptı ise de, 1388 de İstanbul imparatoru, senede onbin altın cizye vermeyi ve şehirde bir Müslüman mahalle ve cami yapmayı istedi. Fakat üç sene sonra, bunları yıktı. Yıldırım, şehri on sene muhasara etti. Alman, Macar, Fransız orduları yardıma gelirken, 1396 da Yıldırım hücum ederek Niğbolu’da hepsini perişan etti.

1402 de, Ankara’da Timur ile savaş ederken, oğlu Süleyman efendinin emrindeki asker Timur tarafına geçince, mağlup ve esir oldu. Timur çok hürmet ve ikram etti ise de, kederinden sekiz ay sonra nefes darlığından vefat etti. Bursa’ya defnedildi.

Timur, Yıldırımın ölümünü işitince, (Yazık oldu. Büyük bir mücahid kaybettik) dedi. Çok cesur ve adil idi. İslam düşmanları, bu kahraman mücahidi lekelemek için, içki içerdi diye iftira etti ise de, bunu bildiren hiç bir vesika yoktur. 1394 de Bursa’da yaptırdığı (Camii kebir), İslamiyet'e olan bağlılığının büyük bir vesikasıdır.

Yıldırım Bayezid, çevik, atılgan, cesur, zamanının hadiselerini kavramış iyi bir kumandan ve iyi bir sultandı. Ani olaylar karşısında soğukkanlılığını muhafaza ederek kararını verir ve ordusunu süratle istediği yere sevk ederdi. Bu yüzden düşmanları çok ihtiyatlı davranırlardı. Ömrünü cepheden cepheye koşmakla geçirmiş Türklüğün ve İslamiyet’in Rumeli'de yerleşmesini sağlamıştır. Adaleti çok meşhurdu. Her gün belirli bir zamanda herkesin kendisini görebileceği bir yere gelir ve dört bir yandan gelen tebeasının şikayet ve arzularını dinler, haksızlığa uğrayanların haklarını derhal iade ederdi. Kadıların hükümlerine kesinlikle karışmaz ve kimseyi de karıştırmazdı. Âlimlerin sohbetlerinde bulunur, onların Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildiren sözlerini canla başla kabul ederdi. Evliyaya çok hürmette bulunurdu. Osmanlı topraklarının her tarafında ilim yuvaları kurdu. Memleketin her tarafında cami, mescid, darüşşifa, medrese, imaret ve misafirhaneler yaptırdı. Bunlardan en meşhuru Bursa'da yaptırdığı Ulu Camiidir. Ayrıca bütün bu imaretler için geniş vakıflar kurdu.





Very Happy





Çelebi Mehmed Han (Birinci Mehmed Han)


Osmanlı padişahlarının beşincisi ve Osmanlı devletinin ikinci kurucusudur. Timur bozgununda esir olmadan Amasya’ya geldi. Pederinin vefatından sonra, burada saltanatını ilan etti. Bursa’daki İsa çelebiye ve sonra Rumeli’de Musa çelebiye galip geldi.

Oniki sene aralıktan sonra 1413 yılında Osmanlı sultanı oldu. Anadolu’daki isyanları bastırdı. Rumeli’de Macaristan’a kadar aldı. Hereke’yi ve Gebze’yi de Bizanstan aldı. Serez’de ilhad ve isyan çıkaran Samavne kadısı oğlu denilen şeyh Bedreddin’i yakalayıp idam etti.

1421 senesinde Edirne’de vefat edip Bursa’ya getirildi. Haremeyne her sene Surre alayı göndermek güzel âdetini çıkarmıştır.

Çelebi Mehmed Han, makul hareket eden, sabırlı, azim ve irade sahibi, sözüne ve vâdine sadık, nazik, vakur ve ciddi bir hükümdardı. Yalnız dostuna değil, düşmanlarına da kendisini sevdirerek itimat telkin etmiş ve saydırmıştır. Onun hakkında yabancı kaynaklar da iyi şehadette bulunmaktadırlar.

Küçük ve büyük 24 muharebede bulunarak 40'a yakın yara aldığı rivayet edilmektedir. Emellerinin en başında babası zamanındaki yerlerin geri alınması geliyordu ki, bu gaye için çalışmış ve büyük ölçüde muvaffakiyet elde etmiştir. Zamanının yerli ve yabancı kaynakları onun dirayetinden, sebatkârlığından, iyi ahlakından ve daha birçok meziyetlerinden bahsetmektedir.

Çelebi Mehmed, kısa ömrünü savaş alanlarında geçirmiş olmasına rağmen, memleketin imarına da önem vermiştir. Bursa'da yaptırdığı cami, medrese, imaret ve Yeşil Türbesi önemli sanat eserleridir. Caminin karşısına yüksekçe mevkide kendi türbesini yaptırdı. Türbenin karşısına düşen medresesi bugün müze haline getirilmiş olup, Bursa medreseleri arasında Sultaniye adı ile meşhurdur.

Bunlardan başka Edirne'de Emir Süleyman tarafından inşasına başlanan ve Musa Çelebi tarafından devam ettirilen Ulu Cami (Cami-i Atik) nin tamamlanması da ona nasip olmuştur. Çelebi Mehmed, bu eski Camiye vakıf olmak üzere Edirne'deki bedesteni yaptırmıştır.


Very Happy





İkinci Murad Han


Altıncı Osmanlı padişahıdır. Babası Çelebi Sultan Mehmed’dir. 1404 de Amasya'da doğdu. Çocukluğu Amasya, Bursa ve Edirne'de geçti. Küçüklüğünden itibaren devrin büyük âlimlerinden okuyarak yetişti. On iki yaşındayken idari ve askeri bilgileri öğrenip, tecrübe sahibi olması için, lalası Yörgüç Paşanın yanında Amasya Valiliğine tayin edildi.

Şehzade Murad, ilk vazife yeri Amasya'dayken, 1416 da asi Börklüce Mustafa isyanını bastırdı. 1421 de Anadolu Beylerbeyi Hamza Bey ile İsfendiyar oğullarından Samsun'u aldı. Babasının vefatıyla 25 Haziran 1421 de Bursa'da tahta çıktı.

Sultan ikinci Murad Han 1422 de Osmanlı Devleti için büyük tehlike arz eden Bizans'ın entrikalarına son vermek ve Peygamber efendimiz aleyhisselam tarafından vaad edilen manevi müjdelere kavuşmak için İstanbul'u kuşattı. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Anadolu Beyliklerini Osmanlı Devleti aleyhine kışkırttı. Sultan İkinci Murad Hanın kardeşi küçük Mustafa isyan ederek Karaman ve Germiyan beylik kuvvetleriyle Bursa'yı kuşatınca, İstanbul'da kâfi miktarda kuvvet bırakıp, Edirne'ye gitti. Edirne'den Bursa'ya geçti. Küçük Mustafa yakalanıp, cezalandırıldı. Karaman, Eflak beyleri ve Venedikliler ile antlaşma yapıldı. Candarlı İsfendiyar Bey itaat altına alındı.

İstanbul kuşatmasını hızlandıran Murad Han İmparatorun şehri Venedik hakimiyetine teslim edebileceği ihtimaliyle 22 Şubat 1424 de Bizanslılarla antlaşma yaptı. Bu antlaşma ile Ege ve Karadeniz kıyılarını Osmanlılara terk eden Bizanslılar, yıllık otuz bin düka altın vermeyi kabul ettiler. Anadolu'da İzmir, Menteşe ve Teke beylikleri Osmanlı hakimiyetine geçti. Germiyan beyliği, Osmanlı Devletine katıldı.

1425 de Selanik'i ele geçiren Venedikliler Osmanlılara karşı Macarlar ile ittifak kurdular. 1426 da Batı Anadolu'dan hareket eden Türk denizcileri, Venediklilere ait Eğriboz, Modon ve Koron'a sefer yaptılar. Osmanlı-Venedik Harbi 1425-1430 yılları arasında devam etti. Venediklilerin batı ve doğu devletleriyle ittifak kurmasına rağmen, Sultan İkinci Murad Han Şubat 1430'da Selanik'i fethetti. Venedik donanması Gelibolu'da Türk donanmasına taarruz ettiyse de müthiş bir bozguna uğradı. Temmuz 1430'da Osmanlı-Venedik Harbine son veren Lapseki Antlaşması imzalandı. Selanik Osmanlılarda kaldı. Venedikliler yıllık vergiye bağlandı.

İtalyanların hakimiyetindeki Yanya'da ahali despot kavgalarından bıkmıştı. Yanyalılar Selanik'te bulunan Osmanlı Sultanı İkinci Murad Hana müracaat edip, Türk adaletine sığınarak hürriyet istediler. Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa, ahalinin hürriyetine dair Sultan Murad Hanın fermanını getirince, şehrin anahtarı Osmanlılara teslim edildi. Böylece 1431 de Yanya ve çevresi de Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu. Balkanlarda ahalinin Osmanlı adaletini, kendi ırk, din, dil ve kültüründen olan idareye tercihi, başta Papalık olmak üzere Hıristiyan kral, despot ve prenslerini telaşa düşürdü. Balkan milletlerinin Osmanlı idaresini tercih etmelerinin önüne geçmek için, içeride ahaliye zulüm, dışarıda da diğer devletlerle ittifak kurdular. Türkü Türke düşürmek için, hakimiyet mücadelesindeki Anadolu beyliklerini Osmanlılar üzerine saldırtırken, Papanın da teşvikiyle büyük bir Haçlı ordusu kurmak için hazırlıklara başladılar.

1435 de Karamanoğlu İbrahim Bey yola getirildikten sonra İkinci Murad Han Rumeli'ye geçti. Akıncı Beyi Ali Bey'e Macaristan'ı vurma emri verildi. 1437 de Ali Bey'in kırk beş gün süren Macaristan akınında, Demirkapı geçilerek Erdel'e girildi. Akıncılar Macar şehirlerinin askeri mevkilerini tahrip edip, yetmiş bin esir alarak, pek çok ganimetle döndüler. Osmanlılara karşı düşmanca tavır alan Sırp kralı Brankoviç'ten, 1439 da ülkesinin başşehri Semendire'nin anahtarı istendi. Brankoviç, Osmanlı teklifini kabul etmediği gibi ayrıca ordu hazırlattı. Osmanlıların taarruz harekâtını haber alan Brankoviç, Semendire'nin müdafaasını oğluna bırakıp, Macar kralına sığındı. Üç ay kuşatmadan sonra Semendire kalesi 27 Ağustos 1439 da fethedildi.

Almanya imparatoru ve Macaristan kralı İkinci Albert, Semendire'yi kurtarmak için sefere çıktı. Macaristan seferi kumandanlarından İshak Bey ve Osman Çelebi kumandasındaki Osmanlı ordusuyla karşılaşan İkinci Albert, muharebe başlamadan ordusuyla kaçmaya başladı. Macar ordusunun müthiş bir bozgun havasıyla kaçışı, İkinci Albert'i de korkuttu. Albert bu telaş içinde canını zor kurtardı. Bu seferden ürken Bosna kralı Tvartko yıllık yirmi bin düka altın vergisini, yirmi beş bin düka altına çıkardı.

1441 de Belgrad kuşatmasının neticesiz kalışı Avrupalıları ümitlendirip, yeni bir ittifaka heveslenmelerine sebep oldu. Macarların milli kahramanı Hunyadi Yanoş'un Bosna'ya girişi, Balkan hükümdarlarının ve Anadolu beyliklerinin Osmanlılara karşı birleşmesine yol açtı. Bu sırada İkinci Murad Hanın Karamanoğulları meselesiyle meşgul olmasından istifade eden Haçlı ordusu, 1443 de Tuna'yı aşarak Sofya ve Niş'i aldı. 1444 de Yalvaç Muharebesinde iki taraf da kesin bir üstünlük kuramadı. Haçlılar, geri çekildiler. Neticede 12 Temmuz 1444 de Macarlarla on yıl süreli Segedin Sulh Antlaşması imzalandı.

Sultan İkinci Murad Han, Segedin Antlaşmasından sonra; Hacı Bayram-ı Veli'nin İstanbul'u fethedeceğini işaret buyurduğu oğlu Mehmed (Fatih) lehine; ''Sağlığımda oğlumun padişahlığını göreyim'' diyerek saltanattan çekildi. Osmanlı tahtına on iki yaşındaki İkinci Mehmed Hanın geçirilmesi on yıllık Segedin Sulh Antlaşmasına rağmen, başta papalık ve Macarlar olmak üzere Avrupa Devletini ümitlendirdi. Osmanlılara karşı birleşerek hazırlıklarını süratle tamamladılar. Hunyadi Yanoş, Segedin Antlaşmasını bozarak, yanında papalık kuvvetleri de olduğu halde, büyük bir Haçlı ordusuyla hareket etti. On iki yaşındaki Sultan Mehmed Han, ömrünün yirmi sekiz yılını muharebe meydanlarında geçiren babası ikinci Murad Hanı yaşından ümit edilmeyecek ifadelerin bulunduğu tarihi davet mektubu ile tahta geçmeye çağırdı. İkinci Murad Han, Manisa'dan Edirne'ye geldi.

Murad Hanın kumandayı ele almasından sonra, tecrübe, dirayet ve askerlerin içten bağlılığının da verdiği kuvvetle, Varna'da Haçlılara karşı İslam-Türk tarihinin en muhteşem zaferlerinden biri daha kazanıldı. Tekrar tahta çıkan Murad Han, ilk seferini Bizans imparatorunun kardeşi, Mora despotu Konstantin'in tecavüzkârane faaliyeti üzerine yaptı. Despot Konstantin'den, Mora'da tecavüzleri durdurması ve işgal ettiği araziden çekilmesi istendiyse de reddedildi. Elde edilen bilgiler neticesinde Turahan Bey kumandasında öncü akıncı kuvvetleri gönderildi. Sultan Murad kumandasındaki asıl Osmanlı ordusu 1446 da Korent ve Balyabadra'yı zaptetti. 1447 de Arnavutluk isyanı bastırıldı.

Macarların milli kahramanı Hunyadi Yanoş, Varna Muharebesi mağlubiyetinin lekesini silmek için Macarlardan başka Eflak, Bohemya ve Almanya'dan kuvvet toplamıştı. Asi Arnavutluk Beyi dönme İskender ile de ittifak kuran Hunyadi Yanoş kendisiyle beraber olmayan Sırbistan'ı işgal edip, Tuna'yı geçti. Haçlı ittifakına karşı cephe alan Sultan Murad Han, Türk İslam ananesince muharebeden önce antlaşma teklif ettiyse de Haçlılar kabul etmedi. 17 Ekim 1448 de başlayan ve üç gün devam eden meydan muharebesi Haçlıların bozgunu ile neticelendi. Hunyadi Yanoş canını güçlükle kurtarabildi. Murad Han, 1450 de Arnavutluk seferine çıktıysa da tamamlayamadı. 3 Şubat 1451 tarihinde vefat etti. Vasiyetnamesini tanzim edip vezirlere şahitlik ettirdi. Bursa'ya defnedildi. Türbesi, Bursa'da Muradiye mahallesinde yaptırmış olduğu cami yanındadır.

Sultan Murad, büyük bir sarsıntıdan yeni çıkmış olan devletin hükümdarı olduğu zaman çok gençti. Anadolu'da Timur Hanla yeniden ortaya çıkan Türk Beyliklerinin; Rumeli'de ise devletin zaafından istifade etmek için fırsat gözleyen Balkan ve Avrupa devletlerinin korkunç ihtiraslarıyla karşı karşıya idi. Bizans, devletin başına her gün yeni bir gaile, bir iç buhran açmak için sinsi sinsi çalışıyordu. Böyle buhranlı bir devirde devlet idaresini eline alan Sultan Murad Han, hayatı boyunca, Anadolu'da Türk birliğinin kökleşmesi için çalıştı. Rumeli'de tabii hudutlar içinde yaşamayı tercih etmesine rağmen, memleket menfaati icap ettiği vakit asla vazifeden kaçmayacak ve hayatını bu uğurda fedadan çekinmeyecek kadar cesur, metin, iradeli, azimkâr idi.

İç ve dış gailelerle geçen hükümdarlık hayatı sonunda, sadece siyasi ve askeri bakımdan değil, medeniyet bakımından da yeniçağı açacak olan oğlu Sultan Mehmed'e mamur ve her türlü ilmi gelişmeye hazır bir ülke bıraktı. Murad Han, ince ruhlu, hassas, lütufkâr adil, merhametli olup sözüne sadık, cesur ve tedbir sahibi, kumanda kabiliyeti yüksek bir devlet adamıydı. On iki yaşında şehzade iken başlayan muharebe hayatı, vefatına kadar devam etti.

İlmi sohbetleri sever, âlimleri himaye eder ve onların ihtiyaçlarını karşılardı. Haftanın iki gününü ilim meclisinde sohbetle geçirirdi. Kendisinin de ilmi ve ibadeti çok; zühd, vera ve takvası pek fazlaydı.

Hemen bütün ömrünü gaza meydanlarında geçirdiği halde, imar işlerine ehemmiyet verip çok eser bıraktığı için Ebü'l-Hayrat diye anıldı. Bursa, Edirne ve başka şehirlerde, yoksullar için imaret ve ulema için medrese yaptırdı. Edirne'de darülhadis ve buna gelir olarak Tahtakale Hamamı, Alacahamam ve Üç Şerefli Camiini yaptırıp, bunları birçok vakıflarla destekledi. Bursa'da Muradiye semtinde cami, medrese ve imaret yaptırdı. Edirne'de Ergene civarında bir köprü yaptırıp, Uzunköprü kasabasını kurdu. Selanik ve İpsala'da da camiler inşa ettirdi. Her yıl Kudüs, Halil-ür-Rahman, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere yoksulları için otuz beş bin altın gönderirdi. Ankara bölgesinde Balıkhisarı adlı büyük bir subaşılığın köylerini Mekke yoksullarına vakfetmişti.

Bulunduğu şehirde her yıl on bin altını kendi eliyle seyyidlere paylaştırırdı. Tebeasının hakkına ziyadesiyle riayet eder, kul hakkından pek sakınırdı. Babası Çelebi Sultan Mehmed Handan kalma, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere fakirlerine hediye gönderme âdetini devam ettirdi.

İlme ve âlimlere çok hürmet edip evliyaya izzet ve ikramda kusur etmediği için memleketi âlim ve evliya yurdu oldu. Herkesin duasını aldı, pek kıymetli eserlerin yazılmasına, tercüme edilip Türkçeye kazandırılmasına ve kıymetli ilim müesseselerinin inşâsına vesile oldu. Yazılan eserlerde açık bir dil kullanılmasını emrederek Türkçe yazmak hususunda titizlik gösterdi. Devrinde Osmanlı sarayı, âlim ve şairlerin buluştuğu bir yer oldu. Büyük âlim Molla Yegan bile ona hac dönüşünde hediye olarak, Fatih'in hocası âlim Molla Gürani'yi getirmişti. Bu husus hiçbir milletin kültür tarihinde rastlanılmayan eşsiz bir hadise olup, ikinci Murad Hanın ilme verdiği değeri de gösterir. Osmanlı Devletinde devrinde en çok eser yazılan padişah olması bakımından dikkat çeker. Gerçekten onun devrinde pek çok eser yazılmış ve Osmanlı sarayı eserler hazinesi durumuna gelmiştir.

Devrinde görülen geniş tabanlı bu kültür faaliyeti sonraki asırlara da temel teşkil etmiştir.




Very Happy





Fatih Sultan Mehmed Han


Osmanlı padişahlarının yedincisidir. İkinci Murad hanın oğlu, ikinci Bayezid hanın babasıdır. 1429 da Edirne’de doğup, 1481 de Gebze’de vefat etti. Türbesi Fatih camii yanındadır.

1451 de padişah oldu. Bosna Herseki ve birçok yerleri aldı. 1453 Mayıs ayının yirmidokuzuncu Salı günü İstanbul’u Bizans Rumlarından alarak, orta çağa son verdi. Ayasofya kilisesini cami yaptı. Kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyet ve vakf eyledi. Fakat, 1935 Ramazan ayında müze yapıldı. 1990 Ramazan ayında, bir kısmı ibadete açıldı. Ayasofya [Sainte Sophie] camii, İstanbul'da, Topkapı sarayı yanındadır.

Fatih camii, Yedikule camii, Kireç iskelesi camii, Şehremini camii ve Rumeli-hisarı, Fatih sultan Mehmed’in Türklere bıraktığı yadigârlarının en kıymetlilerindendir. Ayvansaray’da Tahta-minare ve Aksaray’da Horhor çeşmelerine bitişik Hindiler tekkesi mescidlerini de Fatih yaptırdı. Havan topunu ilk yaptıran Fatih’tir.

Fatih sultan Muhammed, Kasım paşada Divanhane mescidini de yaptırmıştır. Sultan Süleyman, bu camiin etrafına bir saray ve bir divanhane yaptı. Osmanlılarda ilk tersaneyi 1516 da Yavuz sultan Selim han yapmıştır. Okmeydanı camiini de Fatih yaptırmıştır. İstanbul’u kuşatınca, yetmiş gemiyi Balta limanından kızaklarla karadan Kasım paşaya indirdi. Bir sene sonra Bayezid kulesinin olduğu yerde, ilk Türk sarayını yaptırdı. Bu büyük saraya (Eski saray) denir.

Batılı gözüyle Fatih:
Büyük devlet ve ilim adamı olan Fatih, en büyük düşmanlarının gözlerini kamaştıran padişahtır. Eserlerinde ondan takdirle bahsetmişlerdir. Fetih sırasında İstanbul’da bulunan İtalyan Zorzo Dolfin bir keresinde şöyle demiştir:
“Sultan Mehmed, çok az gülerdi. Zekası, daimi bir çalışma halindeydi. Çok cömertti. Her işte fevkalade atılgan, hatta cüretkârdı. Seçtiği hedeflere erişmek için çok ısrar ederdi. Soğuğa, sıcağa, açlığa, susuzluğa tahammüllüydü. Kesin konuşur, kimseden çekinmezdi. Zevk ve sefadan uzaktı. Türkçe, Yunanca ve Sırpçayı çok iyi konuşurdu. Her gün bir müddet okurdu. Roma tarihi, başka devletler tarihi, Laerce, Tite-Live, Herodot, Quinte-Curce, Papaların, Alman İmparatorları ile Fransa ve Lombardiya krallarının vak’aları okuduğu tarihler arasındaydı. Avrupa’daki bütün devletleri tanırdı. Özellikle İtalya’nın coğrafyasını en ince noktasına kadar bilirdi ve bir Avrupa haritasını yanından ayırmazdı. Askeri ve coğrafi ilimlerle isteyerek meşgul olur, araştırmalar, incelemeler yapardı. Tabiiyyeti altında bulunan ülkelerin âdet ve şartlarını devletin ve bölgenin menfaatlerine kullanmakta maharetliydi.”

Diğer bir İtalyan tarihçi Langusto, İstanbul’un fethinden sonra şöyle yazmıştır:
“Sultan Mehmed, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silahlar kuşanmış, asil tavırlı, çok az gülen, devamlı öğrenmek ihtirası ile yanan, cömert ve iyi kalbli, gayelerine ulaşmakta inatçı bir hükümdardı. En çok harp sanatına meraklıydı. Her şeyi öğrenmek isteyen zeki bir araştırmacıydı. Sefahat düşkünlüğü olmayıp, kötü âdetleri yoktu. Nefsine hakim ve uyanıktı. Her şarta tahammül gösterebilirdi ve bir cihan devleti peşindeydi.”

Alman müsteşrik Franz Babinger, (Mehmed-II der Eroberer und seine Zeit Weltenstürmer einer Zeitenwende) adlı eserinde şöyle yazmaktadır:
“Türk dünyası için Fatih günümüze kadar, bütün imparatorların en büyüğü olup, beşer tarihinde başka her hangi bir şahsın kendisiyle mukayese edilmesi zordur. O Türk milletine, bütün tarihinin en harikulade ve en yaklaşılması gayr-i kabil şahsiyet olarak takdim edilmiştir. Batı âleminin mukadderatı, Fatih Sultan Mehmed’in görünmesiyle sarih bir şekilde işaretlenmiştir. Kudretli şahsiyeti, büyük Avrupa sahalarının dış görünüşünü derinden değiştirmiştir. Ortaçağdan çıkarken insanları ve dünyayı görüş tarzında, Fatih’in şahsiyeti, zekaları tesir altında bırakmıştır.”

Fatih’in sayısız vasıflarından bazıları
Fatih’in ölümü, Türk milletini büyük mateme gark etti. Ölüm haberi Roma’ya ulaşınca, İtalya’da toplar atılıp günlerce şenlikler yapıldı. Papa bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldırıp, şükür âyini yapılmasını emretti.

Türk tarihi, sayılamayacak kadar çok kahraman ve cihangirlerle doludur. Fatih Sultan Mehmed de bunların başında gelenlerdendir. Çünkü o kılıçla keşfi yan yana yürütmüş, çağ açıp, çağ kapatmıştır. Onun için, asırlar boyu her cephesiyle yazılmış, çizilmiş, hakkında Garp’ta ve Şark’ta çok şeyler söylenmiştir. Tetkik edildikçe derinleşen, derinleştikçe deryalaşan bu cihangirin sayısız vasıflarından bazıları şunlardır:

Fatih Sultan Mehmed, soğuk kanlı ve cesurdu. Bu özelliğinin en güzel misalini, Belgrad Muhasarası sırasında, askerin gevşediğini gördüğü zaman önlerine geçip düşman hatlarına girerek gösterdi. İstanbul Muhasarasında da donanmanın başarısızlığı yüzünden atını denize sürmesi bu cesaretinin büyük örneğidir.

Ne istediğini, ne yapacağını, ne yapabileceğini bilen ve bu büyük işleri başarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen bir azim, sabır ve sükunetle hazırlayan bir insandı.

Çok merhametli ve müsamahalıydı. Kendisine elli gün mukavemet eden, birçok Müslümanın şehid edilmesine sebep olan İstanbul şehri ve onun sakinleri hakkında gösterdiği merhamet, aklın alamıyacağı genişliktedir. Halbuki o devir Avrupa’sında muzaffer bir kumandan, zaptettiği şehrin halkına görülmedik zulüm ve işkence yapmakta kendini haklı görürdü. Fatih vicdan hürriyetine büyük kıymet verirdi. İstanbul’a girdiği vakit ayaklarına kapanan İstanbul patriğini yerden kaldırmakla alicenaplığını gösteren cihangir, şu sözlerle patriği teselli etti: “Ayağa kalkınız. Ben Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki: Şu andan itibaren artık ne hayatınız ne de hürriyetiniz hususunda gazab-ı şahanemden korkmayınız!”

Fatih, gayri müslim tebeasının din ve mezheplerine asla dokunmadı, herkesi vicdani inanışında serbest bıraktı. Fatih, İstanbul’un imarında ücret karşılığında daha çok Rum esirlerini kullandı. Bu sırada biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satın alma imkanını sağladı. Bu müsamaha o devir dünyasının hayalinden bile geçirmediği bir olgunluk eseriydi.

Askeri ve siyasi sahada eşsiz bir deha idi. Askeri alanda başarısının ilk özelliği kılıçla kalemin işbirliğidir. Ordunun disiplinine çok dikkat ederdi. En küçük itaatsizliği ve buna sebep olan subayları şiddetli bir şekilde cezalandırırdı. Ordusunu, plansız, düzensiz hareket ettirmez, macera hevesiyle kan dökmezdi. Kendi devrine kadar atalarının yer yer, ada ada yapmış oldukları akınlarını, planlı bir fütuhat haline getirdi ve devletini, sistemli bir idarecilik şuuruyla istikrarlı, yerleşmiş bir devlet yaptı.

Otuz senelik saltanat devresinde düzenlediği küçük, büyük seferler, memleketin coğrafi işbirliğini sağlamaya dayanır. Bu gayeye ulaşmak için de at geçmez kayalıklardan, geçit vermez nehirlerden geçerek; durup dinlenmeden, kış yaz demeden savaştı. Bütün bu seferleri bir plana göre yaptığından nereye gitmesi, nerede durması lazım geldiğini bilerek hareket etti. Yapacağı seferlerin muvaffakiyetle neticelenmesini sağlamak için aylarca bu seferin bütün teferruatını hazırlardı. Kumandanlığı ile diplomatlığı daima beraber hareket ederdi. Hangi devlet üzerine sefer düzenleyecekse, o devletin iç ve dış münasebetlerini, zaaflarını, kuvvetini, diğer devletlerle olan münasebetlerini en ince noktasına kadar tetkik eder ve sefere hasmının en zayıf ve kendisinin en kuvvetli zamanında çıkardı. Yapacağı seferlerden en yakınlarına bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. “Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, onu yolar, atarım” sözü meşhurdur. Böyle hareket etmeyi muvaffakiyetlerinin başlıca sebeplerinden sayardı.

Çok başarılı bir diplomattı. Otuz sene, Asya ve Avrupa’da bazen birkaç cephede beş, on hatta daha fazla devletle birden harp halinde bulunduğu günler oldu. Böyle zamanlarda düşmanlarının, kuvvetlerini bölmenin, siyasi müzakereler, vaatler ve geçici tavizlerle müttefikleri birbirinden ayırmanın kolayını bulurdu.

Casuslar bulundurduğu gibi, Avrupalı devletlerin Osmanlılarla ilgili hareketleri müzakere eden bütün meclislerinde geniş bir haber alma teşkilatına da sahipti. Almanya’da yerlilerden elde edilmiş casusları da vardı. İtalya ise, son derece gizli ve daimi bir Türk haber alma servisiyle örülüydü. Fatih’in, bu teşkilatı sayesinde düşmanlarından günü gününe haberi olur, hareketlerini değerlendirerek tedbirler alırdı.

Fatih, ordu ve donanmasını iyi bir şekilde tekamül ettirmişti. Ordunun silahları birkaç senede yenilenir ve daha geliştirilmiş olanları eskilerinin yerine konurdu. Osmanlı donanmasının tekamül etmiş şekilde kurucusu Fatih’tir. Topçuluğa gerekli ehemmiyeti veren ilk padişahtır. Fatih’ten önce, top, bütün dünyada, daha çok sesi ile düşmanı ürkütmek için kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir edebileceği ve meydan muharebelerinde rol oynayacağı hiç düşünülmemişti. Fatih, bütün bunları akıl ederek, o tarihe kadar görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi. Topların balistik ve mukavemet hesaplarını kendisi yaptı. Piyadeye de, öncesine nispetle, büyük önem verdi. Osmanlı ordusu esas bakımından bir süvari ordusu olmaya devam etmişse de, yeniçeri ve azab gibi piyade sınıfları, Fatih devrinde önem kazandı.

Fatih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarına çok kıymet verirdi. Zihniyeti ve tabiatı itibariyle ileri hamleden hoşlanan, terakki ve medeniyetten zevk alan bir padişahtı. Tıpkı askeri fetihleri gibi, ilim adına açtığı savaşta da bir âlimler, sanatkârlar ordusu kurdu ve bu muhteşem orduya kendisi serdar oldu. Yeni devletin kurulması planının icrasında eğitim ve öğretimin tesir ve önemini her şeyden üstün tuttu. Maarif sistemini kanunla tanzim ederek ulema sınıfı diye tanınan ve idarenin temelini meydana getiren diyanet ve hukuk kurumlarını teşkilatlandırdı. Devlet idaresini ve bunun ilmileştirilmesini esas aldı.

Akli ve nakli ilimlerde söz sahibi olan âlimleri İstanbul’a topladı ve onların talebe yetiştirmesi için medreseler kurdu. Devrinde yetişen büyük âlim ve sanatkârlar mühim eserler verdiler. Fıkıh ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürani, Molla Yegan, Hızır Çelebi, matematikte Ali Kuşçu, kelamda Hocazade, zamanının büyük âlimlerindendi ve ülkesine dünyanın dört bir tarafından âlimler akın ederdi.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih, hocası Akşemseddin’in elini öpüp, tahtı tacı bırakıp derviş olmak istedi. Akşemseddin bu teklifi reddederek, devlet işlerine memur edilen padişahın asıl vazifesini yapmamış olacağını, din-i İslam ve adaletle memleketi ve dünyayı idare etmenin daha makbul olduğunu; aksi halde din ve devletin zarar göreceği için, ikisinin de Allah indinde mesul olacaklarını bildirdi. Bunun üzerine Allah aşkı ile yanan kalbinin ateşini de şiirleriyle ortaya döktü.

Fatih Sultan Mehmed, kelam ve matematik ilminde devrinin en büyük otoritelerinden biriydi. Bizanslı tarihçi Kritobulos’un hayranlıkla anlattığı, balistik sahasındaki keşifleri, ortaçağın surlarını yıkmıştır.

Fatih Sultan Mehmed, teşkilatçı ve imarcı idi. Devlet idaresini tam bir intizam içinde yürütmek için lüzum ve ihtiyaç görüldükçe İslam’ın esaslarına uygun kanunlar ve fermanlar yayınladı. Tanzimat dönemine kadar Osmanlı Devletinin temel kanunu olarak mer’iyyette kalan Fatih Kanunnamesi çok mühim bir eserdir. Padişahın görüşleri alınarak sadrazam Karamani Mehmed Paşa tarafından hazırlanan bu çok önemli kanunnameyi, Nişancı Leyszade Mehmed Çelebi kaleme almıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde hazırlanan kanunnamede de bu eser esas alınmıştır. Osmanlı Devletinin bütün temel müessese ve teşkilatı, Fatih devrinde en mükemmel hâle gelmiştir. Enderun Mektebini kurarak memleket için gerekli devlet adamı yetiştirilmesini yine o sağlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed, doğu Türkleri ile temasa büyük önem verdi. Oğlu Sultan İkinci Bayezid de Türk medeniyetini ilerletmek hususunda babasını takip etti. Doğu Türklerinin, Timur Han devri medeniyeti denilen medeniyet hareketlerinin benzeri, Fatih devrinde Osmanlılarda tahakkuk etti. Fatih, batı dillerinden bir kaçını bilmesi sebebiyle Avrupa literatürünü çok iyi takip etmiş, Türklerin her hususta Avrupalılardan üstün bulunması sebebiyle, Avrupa’dan bir şey alma ihtiyacını duymamıştır.

İstanbul’un imarına çok önem veren Padişah, saray, camiler, medreseler ile hamamlardan başka şehrin çeşitli yerlerinde 4000 dükkan yaptırarak vakfetti. Büyük camilerin yanındaki medreselerin haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı Su Tesisatı ile iki gemi tersanesi ve kışla yapılan binalar arasındadır. İstanbul imar olunurken, diğer taraftan Bursa, Edirne gibi şehirlerde imar faaliyetleri büyük bir hızla devam etti. Bu devirde Bursa’da 37, Edirne’de 28 ve sair şehirlerde 60 cami yapıldı.



Very Happy






İkinci Bayezid Han


Sekizinci Osmanlı padişahıdır. Fatih Sultan Mehmed’in iki oğlundan büyüğüdür. 1447 yılında doğdu. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en kıymetli âlimleri elinde tahsil gördü. Küçük yaşta, Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya valisi oldu. 16 yaşında da 1473 Otlukbeli savaşına sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih, 3 Mayıs 1481 tarihinde sefere giderken Gebze’de vefat edince, 20 Mayıs 1481’de tahta çıktı.

Önce iç isyanı bastırdı, birliği sağladı. 16 Ocak 1482’de Venediklilerle bir antlaşma imzalayıp Hıristiyan birliğini bozarak, en kuvvetli uzuvlarından birini felce uğrattı. Böylece, zahiren de olsa, onların dostluğunu temin ederek, 17 yıl Osmanlılar aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı.

Boğdan Voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında bu ülkeye karşı sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz'da Kil’i ve 11 Ağustos’ta Akkerman Kalesini fethetti.

Sultan Bayezid, Osmanlı Devletinin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin kişilik akıncı birliği Lehistan’a Osmanlı tarihinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzi hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499 da Mora seferine çıktı. 25 Ağustosta İnebahtı, 9 Ağustos 1500 de Modon ve 16 Ağustosta Koron Venediklilerden alındı.

Bayezid Han batıda daha önemli fetihlere başlama noktasındayken, doğuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Bu sebepten Osmanlı Sultanı 1502’den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail’in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti.

Sultan Bayezid son zamanlarında, oğlu Selim’e; “Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster; zaruret olmadıkça kimseye sert davranma” diye nasihat ettikten sonra, çok dua etti ve Allahü teâlânın mübarek etmesi dileğiyle saltanatı ona teslim etti.

Bayezid Han, daha sonra Dimetoka’daki saraya giderken Abalar köyü mevkiinde hastalanarak 26 Mayıs 1512 günü vefat etti. Kabri İstanbul’da Bayezid’deki caminin yanındaki türbededir. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için Veli Bayezid olarak bilinir. Bayezid meydanında kendi külliyesi ile birlikte camiinin inşası bitince Padişah: “Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun!” buyurmuştu. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhte ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır. Sultan Bayezid’in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması onun kültür faaliyetlerini açıkça göstermektedir.

Bayezid Han vaktinin çoğunu mütalaa ile geçirir, okuduğu kitaplar hakkında düşüncesini yazardı. Namına çok eser yazılmıştır. O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını emrederdi. Bu yönüyle Türk diline verdiği ehemmiyet ortaya çıkmaktadır.

Bayezid Hanın âlimliği, şairliği, hat sanatkârlığı, ilim ve şiir erbabına gösterdiği saygı ve sevgi, Fatih Sultan Mehmed’in oğluna yakışır derecedeydi.

Sultan İkinci Bayezid Hanın otuz seneden fazla süren saltanatı boyunca, sulh ve sükunu tercih etmesi, donanmayı yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan Selim Hanın fasılasız seferler ile meşgul olmasına vesile oldu. Zamanında yeniçeri ocağını genişletti. Ağa bölükleri kuruldu. Donanmaya ehemmiyet verilerek, yelkenli savaş gemileri yapıldı ve gemilere uzun menzilli toplar yerleştirildi. Timar teşkilatında değişiklik yapıldı. Sultan Bayezid bir taraftan devlet teşkilatını sağlamlaştırarak halkın huzur ve sükununu temin etmek için uğraşırken, diğer taraftan doğudan batıya kadar bütün müslümanların meseleleri ile ilgilendi.

Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. Yaptırdığı en önemli eserler arasında Amasya’da medrese, cami ve zaviye, Edirne’de bir darüşşifa ve İstanbul’da Bayezid Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir.




Very Happy



Birinci Selim Han (Yavuz)


İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü ve Osmanlı padişahlarının dokuzuncusudur. İkinci Bayezid hanın oğlu, sultan Süleyman hanın babasıdır. Hilafeti Osmanlı padişahlarına bağlayan budur. 1470 de doğup, 1520 de vefat etti. Fatih’de sultan Selim camii bahçesindedir.

1514 de Çaldıran’da İran şahı İsmaili Safeviyi mağlup ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslamiyet'e büyük hizmet etti.

Tebriz’i de aldı. 1516 da İstanbul'da ilk tersaneyi yaptı. Burada gemiler inşa edildi. 1517 de Mısır’ı aldı. Haremeyni şerifeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde, (Mekke ve Medine’nin hizmetçisi) diye ismini okuttu. Mısır’daki son Abbasi halifesi olan Yakub bin Müstemsik-billahdan emanetleri alarak halife oldu. Böylece Halifelik Osmanlılara geçti. Büyük donanma yaptı. 1520 de Çorlu ovasında hastalanarak vefat etti.

Sekiz buçuk senede devleti iki kat büyüttü. Yavuz adını kazandı. Türbesinin yanındaki bir türbede, kızı Hatice sultan ile bunun da kızı Hanım sultan vardır. Başka bir türbede, sultan Süleyman’ın validesi Hafsa sultan ile sultan Süleyman’ın üç oğlu Murad, Mahmud ve Abdullah efendiler vardır. Bir türbede de sultan Abdülmecid han medfundur. Kızı Şah sultan, Davutpaşa’da bir cami ve tekke ve Eyyub’de Bahariyye caddesi ile deniz arasında (Şah Sultan camii)ni ve yanında, ilk şeyhi Merkez efendi olan tekkesini 1555 de yaptırmış olup, bu cami yanındaki türbededir.

Selim hanın kız kardeşi Gevher Müluk sultanın kızı Nesli-şah sultan, Edirnekapı’da ve İstinye’de birer cami yaptırmıştır. Zevci İskender bey ile birlikte Eyyubde zal Mahmud paşa camii yanındadır. Gevher Müluk sultan ve zevci Muhammed bey de buradadır.







Very Happy








Birinci Süleyman Han (Kanuni)


Kanuni sultan Süleyman, İslam halifelerinin yetmiş beşincisi ve Osmanlı padişahlarının onuncusudur. Yavuz sultan Selim hanın oğlu, ikinci Selim hanın babasıdır. 1494 senesinde doğup, 1566 da vefat etti. Süleymaniyye camii yanındaki türbededir. İkinci Süleyman ve ikinci Ahmed han da bu türbededirler.

1520 de halife oldu. Onüç kere cihad yaptı. Hepsinde zafer kazandı. Yaptığı donanma, Avrupa’da birinci idi. Atlas okyanusundan Umman denizine kadar ve Macaristan, Kırım ve Kazan’dan Habeşistan’a kadar geniş yerleri, Allahü teâlânın dini ile, adalet ile idare etti.

Almanya İmparatoru ve İspanya kralı olan Şarlken yani beşinci Şarl 1526 senesinde Fransa’ya saldırdığı zaman, Fransızlar Osmanlı devletinden yardım istedi. Sultan Süleyman, Barbaros Hayreddin paşayı büyük bir donanma ile imdada gönderdi. Şarlken, Fransa ile sulh yapmaya mecbur oldu. Karada da, sultan Süleyman’ın idare ettiği Osmanlı ordusuna mağlup oldu.

Sultan Süleyman han pek çok hayır ve hasenat yaptı. Sultan Selim, Şahzadebaşı, Cihangir ve Süleymaniyye camilerini ve Anadolu ve Rumelinin her yerinde, Rodos ve başka adalarda müzeyyen camiler, medrese, hastaneler, aşhaneler, yollar, köprüler yaptı. Kızları, damatları, kumandanları da sayılamayacak kadar çok hayırlı eserler bıraktı. Kur'an-ı kerimi sekiz kere yazdı.

1526 da Fransa hükümeti, sultan Süleymana sığındı. 1539 da Osmanlı donanması, Avrupalıların birleşik deniz kuvvetlerini bozguna uğrattı. 1555 de Süleymaniyye camii ve külliyesi yapıldı. 1559 da Avrupalıların donanmaları ikinci bozguna uğradı. Eyyubde (Baba Haydar) camiini yaptırdı.

(Kamus-ul alam)da diyor ki, (Sultan Süleymanın kızı Şah sultan ile damadı Zal Mahmud paşa, Eyyubde Defterdar caddesinde büyük bir cami yapmışlardır. İkisi de 1562 senesinde vefat ettiler.) Cami yanındaki türbededirler. Sultan üçüncü Selim hanın büyük hemşiresi Şah sultan bu camiin yanına bir mektep ve kendi için bir türbe yaptırdı. Türbede zevci Mustafa paşa ile validesi sultan da vardır. Sultan Mahmud han ve son olarak 1960 da, başvekil Adnan Menderes, camii ve türbeyi tamir ettiler.

Oğlu sultan Cihangirin ruhu için, 1559 da Cihangir camiini yaptı. Cihangir 1552 de Halebde vefat etmiş, Şahzade camii yanında ağabeyisi Muhammed sultanın türbesine defnedilmiştir. Cihangir camii üç defa yandı. Son olarak, ikinci Mahmud hanın sadr-ı azamı silahdar Ali paşa 1823 de yaptırmıştır.

Avrupalıların, Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiği, Kanuni Sultan Süleyman, padişah olunca önce, memleketin iç işlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükun temin ettikten sonra, Avrupa seferlerine başladı.

Avrupa Seferleri
Belgrat Seferi: Yavuz Sultan Selim Han devrinde Osmanlı Devleti doğu siyasetini takip ederek, hudutlarını emniyete almıştı. Bu sebeple Sultan Süleyman Han, doğudan emin olarak ilk seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. Layoş’un, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’e güvenerek, Osmanlı elçisine düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan ve önceki devirlerde üç defa kuşatılıp alınamayan, Belgrat üzerine sefere çıktı. 18 Mayıs 1521 de İstanbul’dan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman Han, 29 Ağustosa kadar şehrin çevresindeki kaleleri fethettirdi. 29 Ağustos 1521 de Belgrat Kalesi de teslim alınarak, 30 ağustos Cuma günü, şehrin en büyük kilisesi camiye çevrilip, Cuma namazı kılındı. Belgrat’ın imarı için hazineden büyük yardımlar yapıldı.

Mohaç Seferi: Macar Kralı II. Layoş’un; Şarlken ile akrabalık kurup, Osmanlı Devletine karşı İran Safevi Devleti ve Sultan Süleyman Hanın hakimiyetindeki Eflak ve Boğdan beylikleriyle ittifak kurması, Papalığın Haçlı ruhu ile Hıristiyanları kışkırtması ve esir Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultanından yardım istemesi üzerine bu sefer tertip edildi. 23 Nisan 1526 da İstanbul’dan hareket eden Kanuni, 29 Ağustos 1526 da Macaristan ve Haçlı ordusunu Mohaç Meydan Muharebesinde büyük bir mağlubiyete uğratarak, zafer kazandı. Macaristan Krallığının başşehri Budin (Budapeşte) dahil Macaristan, Erdel (Transilvanya) Türklerin hakimiyetine geçti.

Avusturya Seferi: Mohaç, Meydan Muharebesinden sonra, Macaristan’da askeri harekat bitti. Fakat siyasi faaliyetler başladı. Osmanlı padişahının, Budin muhafazasına ahalinin de arzusuyla tayin ettiği, Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana Arşidükü Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527 de Macaristan’a girip Zapolya’yı mağlub ederek, Budin’i işgal etti. Macaristan’daki hudut hadiseleri ve Zapolya’ya yardımda bulunmak üzere Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529 da Avusturya Seferine çıktı. Ferdinand’ın işgalindeki Budin 8 Eylül 1529 da teslim alındı. Zapolya 14 Eylülde Osmanlıya sadık kalmak şartıyla Kral Yanoş ünvanıyla Macar tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde Avusturya’ya girdi ve 25 Eylülde Viyana önlerine geldi. Viyana’nın teslimini isteyen Sultan Süleyman Han, teklifin kabul edilmemesi üzerine; 27 Eylül 1529 da şehri kuşattı.

1529 Avusturya Seferinde Türk akıncıları Osmanlı Tarihinin en büyük akın hareketini yaptılar. Avusturya, Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca çiğnenerek, bütün Avrupa Osmanlıların azametini, şaşasını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken korktuğundan, meydan muharebesi için ortaya çıkamadı. Mevsim ve şartların elverişsiz olması üzerine Osmanlı padişahı, ordusuyla 16 Ekim 1529 da Viyana’dan Budin’e hareket etti. 1530 da Arşidük Ferdinand’ın elçi heyeti İstanbul’da sultanla görüştü. İsteklerinde samimi olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken tekrar Budin’i kuşattırdı. Şehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar tarafından müdafaa edilerek, kuşatma kaldırttırıldı.

Alman Seferi: Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in ve kardeşi Avusturya ve Bohemya Kralı Ferdinand’ın Macaristan’ın içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman Handan yardım istedi. Padişah, 25 Nisan 1532 de Alman seferine çıkıp, yüz yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Şarlken 250.000 kişiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla neticelendi. Sultan Süleyman Hanın, Alman Seferi münasebetiyle Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan muharebesinden kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 tarihli İstanbulAntlaşmasıyla Osmanlı Devletinin ve Sultanın üstünlüğünü kabul etti. İstanbul Antlaşmasına göre:
1) Kral Ferdinand, Sultan Süleyman Hanı baba ve metbu (kendisine tabi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeş” diye hitap ettiği veziriazamla eşit sayılacaktır. 2) Kral Ferdinand, Osmanlı ülkesine tecavüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahalisini kendi tebaası bilecektir. 3) Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki veraset iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve kuzey batısındaki arazisinin hakimi olacaktır. 4) Macar Kralı Yanoş ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceği hudut geçerli olacaktır. 5) Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın kızkardeşi Maria’nın kocasından miras kalan malikhane, geçimi için ihsan edilecektir. 6) Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.

Avrupa’da, Fransa’dan başka Avusturya’nın da Osmanlı Sultanının himayesini kabul etmesiyle Şarlken’in “Avrupa İmparatorluğu” kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin takib ettiği cihanşümul dünya hakimiyeti siyaseti gereğince, Kanuni Sultan Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sahibi oldu.

Boğdan Seferi: Osmanlı Devletinin düşmanlarıyla işbirliği yapan Boğdan Voyvodalığının bazı hareketleri üzerine sefere karar verildi. 8 Temmuz 1538 de İstanbul’dan hareket eden padişahın, Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile ahalinin canına, ırzına, malına, mülküne ve hatta tarlasındaki ekili mahsulüne zarar verdirtmeden hareketi güzel bir adalet örneği oluyordu. Mimar Sinan bu seferde, kenarı bataklık bir araziye sahip, Prut Nehri üzerine büyük ve sağlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna devam etmesini temin etti. 15 Eylül 1538 de Boğdan Voyvodalığının merkezi Suçava’ya girildi. Ahali İslam dininin adaletini temsil eden ve Avrupa’ya medeniyet götüren Osmanlıyı istediğinden, Voyvoda kaçmak mecburiyetinde kaldı. Boğdan meselesini halleden Sultan Süleyman Han, büyük ganimetlerle 27 Kasımda İstanbul’a döndü.

Budin Seferi: Osmanlı Devletine tâbi Macaristan Kralı Yanoş ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifadeyle Budin’e büyük bir Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle, Sultan Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541 de İstanbul’dan hareket eden padişahın yaklaşmakta olduğunu haber alan düşman, Tuna Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı ordusunun mahirane hareketiyle 21/22 Ağustos gecesi imha edildi.
 
Kullanıcı profilini gör  Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Ver
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    ilahi.org Forum Ana Sayfası » Tarih Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız







yes

Nukro2 tarafından düzenlenmiştir. © 2008
Nukro2 Teması - Nukro2 tarafından hazırlanmıştır. © 2008
Tasarım&Güvenlik: Nukro2
Zor başarılır, imkansız zaman alır...

 

Code & Theme and Security by Nukro

Bu sitedeki yazılardan yazarları sorumludur. ilahi.org sorumlu tutulamaz.
Sitemizdeki reklamların içerikleriyle ilşkimiz yoktur. Reklam Gizliliği

Nukro internet hizmetleri ©2008