***tevekkül Muska / Nazarlık / Cevşen Takmanın Efsûn Ve *** Tarih: Prş Ksm 30, 2006 8:35 am
TEVEKKÜL MUSKA / NAZARLIK / CEVŞEN TAKMANIN EFSÛN VE RUKYENİN HÜKMÜ/ SİHİR BÜYÜ UĞUR VE UĞURSUZLUK / CİNCİ HOCALAR VS.
TEVEKKÜL MUSKA / NAZARLIK / CEVŞEN TAKMANIN EFSÛN VE RUKYENİN HÜKMÜ/ SİHİR BÜYÜ UĞUR VE UĞURSUZLUK
TEVEKKÜL : Lugatta; işi başkasına ısmarlamak, vekil tayin etmek manasına olan tevekkülün dini ıstılahta manası; sebeplere yapıştıktan sonra neticesini Allah’a bırakmak O’na güvenmek ve Allah’tan gelene razı olmak şeklinde, kalbin teslimiyetidir.
İnsan acziyeti gereği gücünün yetmediği şeylerden korkar. Şeytan da insanı Allah’tan başkasına tevekkül ettirme ve cehenneme sokma gayretindedir. Korkan her varlık bir sığınak veya sığınılacak bir güç arar. Rabbiyle tanışamamış insan da elbette rabbinden başka sığınılacak güçler aramaktadır. Aranılanı bulmada yol göstericiler bulunur, fakat yanlış yolu gösterenlerin kılavuzluğunda yollar karışır. Korkulan şeye güç yetirememenin birinci sebebi, kendisine zararı dokunacağını sandığı düşmanı tanımamaktır. Bu sebeple ondan nasıl korunacağını da bilemez. Yani korkunun ve Allah’tan başkasına tevekkül etmenin kaynağı bilgisizliktir. Bu sebeple çocukların veya büyüklerin üzerlerine takılan muska, cevşen, iğde dalı, üzerlik otu, çörek otu, veya arabalara, evlere vs. takılan nazar boncuğu, at nalı, öküz kafası, kurşun dökme veya asma gibi cahiliyye adeti ve inanışı olan ve bilgisizlikle devam edegelen bu işlerin, İslam’dan önceye dayandığını ve Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ‘ın bu tür çarelerden hak olarak bahsetmediğini bilmek gerekir.
Allah tevekkülün yalnız kendisine has kılınmasını emretmiş, güvenilip dayanılacak, kollayan ve gözeten Rab olarak kendisine hiçbir şeyin ortak edinilmemesini istemiştir.
Yaşayan bir insanın himmet edeceğine, dilediği kimseleri ve kendisine tevekkül edip sığınanları, manevi koruması altına alıp koruyacağına, onlara gelecek zararı def edeceğine, dilediğine fayda vereceğine inanmak şirktir.
Diri için mümkün olmayan bu durum ölü için de imkansınzdır. Bu tür inanışların hiçbir sahih dayanağı yoktur. Kalbin Allah'tan başka kişi veya nesnelere tevekkül etmesini Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şirk olarak isimlendirmiştir.
Bundan sonra tevekkül edilen nesnelerin ne tür inançlarla kullanıldığına ve bunlara karşı İslam’ın alternatifine bakalım.
NAZAR
Nazar (insanın insana, hayvana veya eşyaya hasetle bakması neticesinde onun zarar görmesi) haktır.[1] Allah Kur’anda ve nebimiz hadislerinde onun varlığını bize haber vermiştir.
O inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler. [2]
Nazar için ip bağlamak, boncuk takmak şirktir.[3] Çünkü kul Rabbine değil taktığına tevekkül etmekte ona gönlünü bağlamaktadır. Oysa ondan Allah’a tevekkül etmesi istenmiştir.
Çaresi;
Nazarı dokunan kimselerden uzak olmak.
Nazarın dokunacağı zannedilen bir durumda “Maşâallah lâ havle ve lâ quvvete illâ billah” demek.
Nazar dokunduktan sonra ise şifa dileyerek Allah’a dua etmek, duadan önce Allah’ı hamd ile tesbih etmek, örneğin ihlas suresini okumakla tevhidi ikrar etmek ve her türlü şerden Allah’a sığınmayı öğreten Felak ve Nâs surelerini okumak.[4]
VESVESE
Vesvese ve evham insanın şüpheci, tereddütlü, aslı olmayan ihtimaller ile kalbinin bocalaması halidir. Bu hal şeytanın insanla uğraşmasından ve insanın da bilgisizliği ile ona boyun eğmesinden kaynaklanır.
Çaresi;
Kul vesvese duyduğu zaman, ihtimallerden birini tercih edip, her zaman aldandığı ihtimali terk etmeyi öğrenmelidir. Bir çok örnek arasından birini zikredelim. Örneğin; abdestim var mı yok mu diye vesvese ile tereddüt ettiğinde, eğer abdestini bozduğunu hatırlamıyorsa abdestim var demeli, ihtiyat zannedip yeniden abdest almamalıdır. Çünkü şeytan abdestten bıktırarak namazı terk ettirmek ister.
Helaya girerken Allahümme inni eûzü bike mine’l hubsi ve’l habâis demelidir ki kendisine şeytanlar ilişmesin.
Vesvese duyduğunda Eûzü billahi mineş-şeytanirracim demelidir.
Bu durum geçinceye kadar yaptığı işleri dikkatli yapmalı, unutmamaya çalışmalı ve hisleriyle değil aklı ile hareket etmelidir.
Her farz namazın peşinden Ayete'l Kürsî, ihlas Felak ve Nâs surelerini okumalıdır.
Namazda kendisine bir vesvese geliyorsa, örneğin; abdestim bozuldu zannediyorsa bir ses veya koku işitmedikçe namazına devam etmeli, namazını kaç rekat kıldığını sürekli şaşırıyorsa; namazda iken sol tarafına başını çevirip üç defa tükürmeli ve Eûzü billahi mineş-şeytanirracim demelidir. Bu çare Peygamberin yazdığı reçetedir, ashabı yapmış ve şifa bulmuşlardır.
SiHİR VE BÜYÜ
Sihir ve büyü de Kur’anda ve sahih hadislerde geçen ve Allah’ın şiddetle yasakladığı büyük günahlardandır. İnsanların çeşitli maksatlarla günahını umursamayıp uğraştığı büyü ve sihir hem şirk, hem de küfürdür ki onu yapanı da yaptıranı da cehennemliklerden kılar.
CİNCİ HOCALAR
İşleri rast gitmeyen, evlenmesi geciken, huzursuz olan kimseler cahillikleri sebebiyle kendilerinde büyü olduğu vehmine kapılırlar ki bu da şeytanın vesveselerindendir. Bu durumda derhal, hoca diye dinini terk etmiş cinci zındıklara başvurmaya yol ararlar. Birtakım marifetlerini duydukları bu istismarcı büyücüler, her müşteriye sende büyü var demekle para kazanmaktadır. Onları yakından tanıyanlar iyi bilir ki onlar dindar olmadığı gibi günahtan hoşlanan kafirlerdir. İşte bu adamların eliyle asla şifa bulunmaz. Hiçbir sıkıntı giderilmez. Onların yazdığı ayetten başka yazıları takmak şirk, ayetleri boyunda gezdirmek ise bid’attır.[5]
Büyücülere gidenler kendilerinde büyü olup olmadığını öğrenmek ve büyünün çıkarılmasını isteyerek gitmektedir. Halbuki her hangi bir büyü yapılmışsa bile; o büyüden kurtulmak için, onun bulunması ve saklandığı yerden çıkarılması gerekmez. Çünkü Peygamber efendimize büyü yapıldığında, büyünün atıldığı yeri bilmesine rağmen onu çıkarttırmamış buna rağmen şifa bulmuştur.[6] Çünkü şifa dua ile talep edilir ve yalnızca Allah’ın elindedir. Allah küfre ve şirke sapmadan kendisine yalvarılmasını emreder ve kullarını sınamak için sıkıntılarla imtihan eder. Şayet cinlerden yardım isteyerek büyü olup olmadığını öğrenmek veya yerini araştırmak gerekli olsaydı, hem insanlara hem cinlere peygamber olarak gönderilmiş biri olarak rasulullah bunu kolaylıkla yapabilirdi fakat yapmadı. Çünkü böyle bir endişe ile yollara düşmek hastanın evhamını, bunalımını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Rasulullah –aşağıda da geçeceği üzere- kendisine yapılan büyüden Felak ve Nas Surelerini okumakla kurtulmuştur.
Çaresi;
Öncelikle ters giden işlerin kusurunu kendisinde aramalı ve düzelmesi için Allah’a tevekkül ile dua etmelidir.
Kendisinde büyü olduğuna kesinlikle inanmamalı ve bunu telkin edenlere de kulak asmamalıdır, zira kadınların çoğu hemen şeytana aldanır ve büyücüleri onlar zengin eder.
Kesinlikle büyücüye görünmeye gitmemeli, çünkü “sende büyü var” denilmesi başka birçok vesveseye, şüpheciliğe ve zihindeki sıkıntıların artmasına sebep olur.
Sıkıntılı kimse kendisini sorgulamalı, her şeye gücü yeten Rabbine el açmayı öğrenmelidir.
Namaz kılmayan bir insanın hem bu vesveselerden ve eğer varsa büyüden kurtulması beş vakit namazını kılmasıyla mümkündür.
Her tesbihatta Ayete’l Kürsi ihlas Felak ve Nâs Surelenini birer defa, ihlas Felak ve Nâs Surelerini sabah ve akşam namazlarından sonra üçer defa okumalıdır.
Birilerinin verdiği kağıtları yemekle, ıslatıp suyunu içmekle şifa bulunmaz.
Ancak takva sahibi mümin kulların Allah’a yalvarması, dua etmesi istenebilir ki müminin mümine duası makbuldür.
Dua eden kimse Kur’andan ayetler okuyup üflemekle de şifa dileyebilir.
Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[7] Ayetinin gereği olarak sıkıntıların giderilmesi ve arzuların yerine gelmesi hususunda Allah’ın gazabını celbedecek işlerden kaçınmalı, kesinlikle yatır ve türbelerden medet beklenmemeli, her şey Allah’tan istenmelidir.
EFSUN VE RUKYE NEDİR ?
Efsun ve rukye haram olanı ve helal olanı olmak üzere iki kısımdır. Her ikisi de okuyup üflemekle insanı etki altına almak manalarına gelir. Bunun haram olanı büyü ve sihir yapan cincilerin uğraştığı, ayet ve dua dışında olan ve Allah’tan gayrını duaya ortak eden küfür ve şirk işleridir. Ayet ve duaları kullansalar bile bunun yanına meleklerin ismini yazarak veya Ashab-ı Kehf olan kimselerin isimlerini ve hatta köpeklerinin de ismini yazmaları yaptıkları işi batıla çeviren hususlardandır. Bunun dışında ebced ve cifr ile harf ve rakamları ve geometrik şekilleri de kullanarak yaptıkları muskalar, Yahudi büyücülerden öğrendikleri kafirliklerdir.
Hak olan efsun ve rukyeye gelince; Kur’andan ayetler veya dualar okuyup şifa dilemektir, hastaya eliyle dokunmak ve ona üflemeye de efsun denir. Halk arasında avsunlamak diye tabir edilen bu tedavi Allah’tan şifa dilemeye muvafık olduğu sürece helal olan bir tedavi yoludur. Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) bu tür küfür ve şirk içermeyen okuyup üflemeye müsaade etmiş, hatta tavsiye etmiştir. Bu duaları yazıp boyuna veya duvarlara asmak asılsız işlerdendir, zira ne Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ne de onun sahabesi böyle bir şey yapmamışlardır, bilakis yasaklamışlardır.
BİR İPLİĞE OKUYUP DÜĞÜM ATMAK
Abdullah ( bin mes'ud )'un zevcesi Zeynep (r) dan; Şöyle demiştir : Yaşlı bir kadın humre hastalığından rukye yapmak için bize gelirdi. Bizim uzun ayaklı bir yatağımız vardı. Abdullah gireceği vakit öksürerek ses çıkarırdı. Bir gün girdi. Kadın onun sesini işittiği vakit ondan gizlendi. Abdullah gelip yanıma oturdu ve bana dokundu. İpi buldu. Dedi ki: Bu nedir? Ben de dedim ki: Humreden dolayı benim için okunmuş rukyedir. Onu çekip kopardı ve attı. Şöyle dedi: Andolsun ki Abdullah' ın ailesi şirkten müstağni olmuştur. Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ’ı şöyle buyururken işittim: 'Şüphesiz temaim ve tivele şirktir.' Dedim ki: Ben bir gün çıktım bana falan baktı ve onun tarafındaki gözüm yaş döktü. Gözümü rukye yaptığım vakit yaş dökmesi dindi. Rukyeyi terk ettiğim vakit ise gözüm yine yaş akıttı. Abdullah dedi ki: O şeytandır. Ona itaat ettiğin vakit seni bıraktı. Ona asi olduğun vakit parmağını gözüne soktu. Eğer sen Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ’ın yaptığı gibi yapsaydın daha hayırlı ve şifa bulmaya daha layık olurdun. Gözüne suyu serpersin ve
(Ey) insanların Rabbi bu sıkıntıyı gider, şifa ver, şifa verici (Şafî) ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. O öyle bir şifadır ki hastalık bırakmaz. Diyerek dua etmen sana yeterlidir.[8]
Ruveyfia bin Sabit şöyle dedi: “ Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) : ‘Ya Ruveyfia, her halde benden sonra hayat senin için uzun olacak. İnsanlara haber ver ki, her kim sakalına düğüm çalarsa, yahut boynuna (göz değmemesi için) boncuk vs. takarsa, yahut hayvan dışkısıyla veya kemikle istinca ederse, Muhammed o kimseden beridir’ buyurdu.”[9]
UĞURSUZLUK
Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) “Uğur da, uğursuzluk da yoktur”[10] buyurmuştur. Baykuş ötmesinden korkmak, bazı gün veya gecelerde bir şey yapmaktan veya yolculuğa çıkmaktan korkmak tamamen asılsız ve batıl inanışlardır. Allah’tan başka güç sahibi ve hayata tesir edici kurdret sahibi olduğuna inanmak şirktir.[11]
DİLEK AĞACI DİLEK KAYASI DELİKLİ TAŞLAR
Müslümanların yaşadığı bir ülkede, üstelik hepsi de müslüman olduğunu iddia ederek, ağaçların dallarına çaput veya ip bağlayanların vay haline! Onlar Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ’ın öğrettiği İslam dinini oyuncak etmiş, yalvarıp yakarması gereken Rabbini hiç tanımamış nasipsizlerdir. Eski zamanda ağaçlara ip bağlama, şu niyetle yapılırdı. Yolculuğa çıkan kimse karısından şüphe ediyorsa bir ağaca ip bağlardı da dönüşünde bakardı ki ip bağlı duruyorsa karısından emin olsun, yoksa namus iple beraber gitmiş bilsin![12] Şu cahilliğe bakın ki bu asırda da yolcular bazı ağaçlara ip bağlıyor, üstelik önceki niyetten daha da sapık bir niyetle. Çünkü öncekinde batıl inanç insanın kendisine veya başkasına zulmünü gerektirecek cahilce bir işken, bu zamanda putperestlerin yaptığı gibi ağaçtan veya taştan medet ummak, dilek tutmak var. İslam bu sapkın inançların hepsini reddetmiş ve kulun Rabbiyle tanışmasını, O’ndan başka hiçbir şeyden, hiç kimseden yardım ve medet ummamasını emretmiştir. Kalbini Allah’a değil de ağaçtaki ipe bağlayan kimse için, o ip ne aciz bir yardımcıdır.
KORKU
Çocuğun öcüden korktuğu gibi bilgisizce, cinlerden korkmak veya mezarda yatanlardan korkmak şeytanın insana telkin ettiği vesveselerdendir. Şeytan insanı bu asılsız korkularla tesiri altına alır ve kabirde yatanın ya da cinlerin zararı dokunmasın diye onları memnun etmek gerektiğine inandırır. İnsan da bu yüzden kabirleri ziyaret eder, oralarda kurbanlar keser, namazlar kılar vs. Bu davranışların şirk olduğunu aklına bile getirmeyen korkak insanlar Allah’tan korkmayı unutup ölülerden korkar ve onları memnun etmezse ölüler tarafından çarpılacağına inanırlar. Oysa ölünün hiçbir gücü ve kuvveti yoktur ister veli olsun ister kafir olsun. Kalpleri Allah korkusuyla titremeyen bu cahiller azabı gördüklerinde Allah’tan nasıl korkulacağını öğreneceklerdir. Cinlerden veya cincilerden korkmak da böyledir. Allah’a samimiyetle yakaran bir mü’mini Allah elbette korur ve Allah dilemedikçe hiçbir kimse zarar veya fayda vermeye güç yetiremez. Allah’tan korkmak ve ona tevekkül etmek gerekir.
HASTALIK
Hastalıklar çeşitli olmakla birlikte, bir hastalığın iyileşmesi için muska, cevşen, veya yukarıda saydığımız ve daha saymadığımız takılardan hiçbiri takılmaz. Eğer takılırsa Allah şifayı takılan o şeye havale eder ki gücü yetiyorsa o takı şifa versin !
Çaresi;
Hasta olmamak, sıhhat ve afiyette olmak için sürekli dua edilmelidir. Nitekim Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sabaha erdiğinde ve akşama erdiğinde üç defa şu duayı yapardı. Allahumme âfinî fî bedenî, Allahumme âfinî fî sem'î, Allahumme âfinî fî basarî, lâ ilahe illa ente. Allahumme innî eûzu bike min azâbi'l küfr, vel fakr, ve min azâbil kabr, lâ ilahe illa ente.[13]
Hasta olan bir mümin bilmeli ki bu Allah’ın bir imtihanıdır. Ayağına batan bir diken bile günahlarına keffaret olur.
Hastalığın bir tedavisi varsa bunu hekim tavsiye eder.
Hasta ilacı kullandığında bile Allah’ım bana şifa ver bu ilacı sebep kıl diye dua etmelidir. Şifayı veren ne doktor ne de ilaçtır, onlar sebeptir.[14]
Hasta olduğu halde namazını nasıl kılabiliyorsa o şekilde kılmalı ve sıhhat ve afiyet için dua etmelidir.
Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ’ın öğrettiği şu duayı ısrarla okumalıdır. Allahümme-şfi ente-şŞâfî lâ şifâe illâ şifâüke şifâen lâ yuğâdiru seqamâ. (Allah’ım şifa ver, Şifa verici ancak Sensin, Senin şifandan başka hiçbir şifa yoktur, o öyle bir şifadır ki hastada hiçbir hastalık bırakmaz.)
Hastalıkların Kur’andan ayetler okunmasıyla da tedavi edilmesi mümkündür.[15] Hatta zehirli hayvan sokmasına karşı bile Fatiha suresini okumanın şifa olduğu bildirilmiştir.[16]
Efsun ve rukyenin helal olanı Kur’an ayetleri okumak ve üflemekle yapılanıdır. Allah’a tevekkülden uzaklaştıracak her türlü rukye yasaktır.
MUSKA VEYA CEVŞEN NİÇİN TAKILMAZ ?
Ukkabe bin Âmir el- Cuheni'den (radiyallahu anh) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) 'a bir topluluk geldi dokuzu ile bey'atleşti ve birinden el çekti. Dediler ki Ya Rasulallah dokuzu ile bey'at ettin bunu neden terk ettin ? Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) şüphesiz ki onun üzerinde temime var dedi ve buna mütakiben elini soktu ve onu koparttı ve onunla bey'atleşti, müteakiben şöyle buyurdu: Kim temime[17] takarsa kuşkusuz ki şirk koşmuştur.[18] Bu tür takılarla fayda celbetmek Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ’ın sünneti değildir.
Muskalar için sünnette meşru yönde bir delil olmadığı gibi muskacıların bu işi para için yaptığı herkesin malumudur. İlk zamanlar kurnazca reklam için parasız muska yazanların veya dinini bilmeyen akılsızların bile akıbeti şeytanın oyuncağı olmak ve cahil halkın müracaatlarını istismar edip toplumu ifsad etmek olmuştur.
Hazır satılan cevşen de basım ve dağıtımını yapan bir kesimin gelir kaynağıdır ve ticaret metaı olmuştur. Bunun dışında tavsiye edilmesini gerektirecek sahih bir delile dayanmamaktadır.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) savaşa giderken Cebrail’in gelip; zırhını çıkar bunu tak ! demesi reklam için uydurulmuş apaçık iftiradır. Üstelik bu reklam tevhide aykırı birçok yön içermektedir.
Sahabe de Kur’anı okur fakat, onu boyunlarında gezdirmekle fayda ummazlardı.
Bu takılar gerçekten Allah’a tevekküle manidir. Düşünün ki bunları takan bir kimse; bir sabah cevşen veya muskasını takmayı unutup evden çıkıp gitse, dışarıda onun yokluğunu hissettiğinde aniden korkuverir. İşte bu anlık his onun kalbini muskaya bağladığını ve Allah ile olan bağını zayıflattığını gösterir. Dolayısıyla bu takılar tevekküle manidir.
Cevşeni okumanın da özel bir sevabı yoktur, çünkü onun tertibinden efdal olan Kur’andır, sevap kazanmak isteyen Kur’an okumakla ve kendisine faydası olacak ilmi öğrenmekle kazansın ve sahih kaynaklarda bulunmayan uydurma işlerle uğraşmasın.
Ümmetin kurtuluşu, dünyada ve ahirette saadeti, dinini saf membaından almasına bağlıdır. Şifa için içilmesi gereken suları şişelere doldurup boynumuza astığımızda veya evimizin bir köşesine koyduğumuzda nasıl ki şifa olmazsa okunup amel edilmesi gereken Kur'an-ı Kerim veya ondan bazı ayetleri boynunda gezdirmek de kula fayda vermez. Bu tür uygulamalar zaten tevhid peygamberlerinden hiçbirinin öğretmediği şeylerdir.
Hurafe, boncuk ve takılarla saadet arayanları ise Yüce Allah taktıkları şeylere havale eder ve asla felah bulmazlar.
Sen ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak o yeter.[19]
[3] Rasulullah ( sallallahu aleyhi ve sellem ) “Kim (bir fayda umarak) nazar boncuğu takarsa şirk koşmuştur” buyurmuştur. Müsned (4-156)
[4] Buhari (5764-5765-5773)
[5] Efsun (ne Kur’an ayetleri, ne de hak olmayan dua) yapmak, muska takmak ve muhabbet için okuyup üflemek şirktir. Ebu Davud (3883) İbn-i Mace (3530) İbn-i Hibban (1412) Ahmed Müsned (1/381)
[6] Müslim (43/2189) Buhari 5785
[7] Teğabün Suresi (Ayet 13)
[8] İbni Mace (3530) Ebu Davud (3883) Ahmed (3615)
[9] Nesei (5082) Ebu Davud (36) Ahmed (4/108)
[10]
[11] Müslim (101/2220)
[12] İslamın kabul veya reddettiği Halk İnançları (Yrd.Doç.Dr.Ali Çelik Beyan Yay.1995 İstanbul)
[13] …………………….Ya Allah tüm bedenime afiyet ver, işitmeme afiyet ver, görmeme afiyet ver, Sen'den başka ilah yoktur. Ya Allah küfürden, fakirlikten sana sığınım. Kabir azabından sana sığınırım, Sen'den başka ilah yoktur.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız