KADER VE KAZA NEDİR? Tarih: Pts Ağu 04, 2008 11:09 am
KADER VE KAZA NEDİR?
Lügatta “Kader”: miktâr, ölçü, program manasındadır.
“Kazâ” ise: Hüküm mânâsındadır.
Kader ve kazâ kelimelerinin ıstılâhi mânâlarına gelince:
Kader; şu kâinâtı, zerreden Arş’a kadar ilmi bir program ve geometrik şekil ile nizâm ve mizan altına alan ilm-i İlâhî’nin bir ünvanıdır. Ef’âl-i ihtiyâriye-i insâniye ve cinnîye de bu nizâm ve mizan içinde dâhildir.
Kazâ ise; bu nizam ve mizanın icrâ ve tatbîkine denir.Veyâhut, o nizam ve mizana kazâ; o nizam ve mizanın icrâ ve tatbîkine de kader denir.
KADER TAALLUK CİHETİYLE İKİ KISMA AYRILIR
1- Kainatın fıtri kanunlarına taalluk eden kader,
2- İnsanın ef’al-i ihtiyariyesine taalluk eden kader.
İLM-İ İLAHİ ÜÇ NEV’DİR
Birincisi: Allah’ın kendine mahsus ilmidir ki; -Allah’ın dilediği kadarını, dilediği kullarına bildirmesi müstesna- hiç bir melek, hiç bir ins ve hiç bir cin ona vâkıf olamaz ve bu ilim asıldır ve asla değişmez.
İkincisi: Levh-i Mahfûz’daki yazıdır. Evet ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün eşyâ, ilmi proğram ve geometrik şekil suretinde Levh-i Mahfuzda yazılmıştır. Bu yazıyı peygamberler ve sırr-ı veraset-i Nübüvvete mazhar bazı zevat-ı aliye, izn-i İlahi ile bazen keşfedebilirler. Levh-i Mahfuzdaki yazılar ekseriyetle değişmez. Ancak bazı şerâite bağlı olarak nadiren değişebilir.
Üçüncüsü: Levh-i Mahv ve İsbât’tır ki, Levh-i Mahfuz’un aksi ve gölgesi hükmündedir. Zamanın hakikati olan bu levha, Cenâb-ı Hakk’ın yazar-bozar bir defteridir. Levh-i Mahfûz’dan daha fazla tağayyürâta tâbidir. Şartlara bağlı olarak çok defa değişebilir. Nitekim gelecek ayet-i kerime bu üç nevi ilm-i İlahiyi ifade etmektedir:
يَمْحُوااللّهُ مَايَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ اُمُّ الْكِتَابِ
“Allahu Teala, dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder, indinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır ve her şey onda mahfuzdur.” (Ra’d / 39)
Hadîs-i Nebevî’de vardır ki: “Sadaka ömrü uzatır.” İşte bu değişiklik, Levh-i Mahfûz veya Levh-i Mahv ve İsbât’ta olan değişikliktir. Yoksa ilm-i İlâhîde olan bir değişiklik değildir. Yâni sadaka, ilm-i İlâhîde tesbit edilen ömrü uzatmaz. Çünkü ilm-i İlâhî değişmez. Cenâb-ı Hak, o kişinin sadaka vereceğini ve o sadaka sebebiyle Levh-i Mahfûz veya Levh-i Mahv ve İsbât’ta yazılı olan ömrünün uzatılacağını bilir. Meselâ, bir adamın ömrü Çarşamba günü saat beşte bitiyor. “O vakit ölecektir.” diye Levh-i Mahfûz’da yazılıdır. Amma ilm-i İlâhîde, o ecel sadaka vermemek şartıyla kayıdlıdır. Fakat o şart, sâdece ilm-i İlâhî’de var olup Levh-i Mahfûz’da yazılı değildir. Ne melek ve ne de insan, bu sırra vâkıf olabilir. Ölüm meleği, Levh-i mahfuzdaki hükme göre hareket edip o adamın ruhunu kabzetmeye giderken, o adam birkaç dakika evvel bir sadaka veriyor. Bu sadaka, Levh-i Mahfûz’daki hükmü değiştiriyor, dolayısıyla o adamın ömrü, levhi mahfuzdaki kadere göre uzatılmış oluyor. Her ne kadar Levh-i Mahfûz’da o adamın sadaka verip ömrünün uzatılacağı yazılı değilse de Cenâb-ı Hak onun sadaka vereceğini ve bu yüzden onun ömrünü uzatacağını bildiği için meleğe emreder, “Geri dön, o adamın canını alma, verdiği sadaka sebebiyle onun ömrünü uzattım.” der. Böylece meleğin vazifesi tehir edilmiş olur.
Levh-i Mahfûz, Levh-i Mahv ve İsbât’a nisbeten daha sâbit ve dâimîdir. Levh-i Mahfûz’da olan bâzı kayıtlar vardır ki, Levh-i Mahv ve İsbât’ta yoktur. Meselâ: Levh-i Mahv ve İsbât’ta “Filân adam şakìdir.” Diye yazılıdır. Bir velî de Cenâb-ı Hakk’ın tevfîkiyle bu levhayı keşfedip, bu adamın şekàvet ehli olduğunu görür. Halbuki bu adamın şekàveti ana babasının hukùkuna riâyet etmemek veyâhut salih bir zâtın duâsına mazhar olmamak şartıyla mukayyeddir. Fakat bu şart, Levh-i Mahfûz’da olduğu halde Levh-i Mahv ve İsbât’ta yoktur. Sonra bu adam ana-babasına itâat etti. Veyâhut sâlih bir zâtın duasına mazhar oldu. O itaat ve duâ sebebiyle o adam ehl-i saâdet oldu. Bu misâlde de ana-babaya itaat veyâ o sâlih zâtın duâsı, Levh-i Mahv ve İsbât’taki yazıyı değiştirdi. Allah’ın zâtına mahsus ilm-i İlâhîyi ve Levh-i Mahfûz’u değiştirmedi.
İşte bunun gibi, bâzı şerâit altında bâzı sâlih amellerin, Levh-i Mahv ve îsbât’ı değiştirdiği çok defa vâkî olur. Bâzen Levh-i Mahfûz’u da değiştirebilir. Çünkü bu iki kader levhası, şeraite bağlı olarak değişir. Ama ilm-i İlâhî, her şeyi ihata ettiği için sâbittir ve değişmez.Müellif (R.A.), bu konuyu eserlerinde şöyle izah etmektedir: “Cenab-ı Hakkın atâ, kaza ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kaza kanununu, kaza da kaderi bozar.
Meselâ: Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. O kararın ibtaliyle hükmü kazadan afvetmek, atâ demektir. Evet yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kaza kanununun katiyetini deler. Kazâ da ok gibi kader kararlarını deler. Demek atânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kazâ kanununun şümulünden ihraçtır. Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihrâcıdır. Bu hakikate vâkıf olan ârif: "Ya İlahî! Hasenatım senin atândandır. Seyyiatım da senin kazandandır. Eğer atân olmasa idi, helâk olurdum" der.”
Mesela, Levh-i Mahv İsbat’ta yazılıdır ki, falanca adam falanca saatte katil olur. O adam, ciddi bir tevbe ve nedametle iki rekat namaz kılar. Veya salih bir zatın yanına gider, hayırlı duasını alır. Veyahut bir fakire sadaka verir. Cenab-ı Hak da bu adamın yapmış olduğu bu salih ameller hürmetine, onu o hükmün infazından kurtarıp rahmetine mazhar eder. Adamı katil olmaktan kurtarır. Misalde geçen salih ameller, Rahim-i Kerim olan Cenab-ı Hakk’ın o adama bir ikramı, bir atasıdır. İşte bu ata, Levh-i Mahv-İsbat’taki yazıyı bozar. Yazı bozulunca katl olan o kaza da izn-i İlahi ile durur. Kaza da o kaderi durdurur. Veya Levh-i Mahfuz’da vardır ki, falanca adam falan vakitte trafik kazası geçirecek. O adam, gider yaşlı anne ve babasını ziyaret eder, onların duasını alır. Cenab-ı Hak da o valideynin duası hürmetine onu o kazadan muhafaza eder. Misalde o adamın anne ve babasını ziyaret edip dualarını alması, bir ata-ı İlahi’dir. Zira bütün iyilikler Allah’tan sudur eder. Bu ata, kazay-ı İlahi’yi, o da kaderdeki hükmü bozar. Çünkü o adamın kaza geçirmesi kader-i İlahi’deki şarta bağlı idi. O şart ise, o adamın anne ve babasının duasını almak idi. Şart yerine geldiği için kaza olmadı, dolayısıyla kader de hükmünü icra etmedi. Demek ata-i İlahi, kaza-i İlahi’yi bozar, kaza da kader-i İlahi’nin hükmünü iptal eder. Hulasa: Ata kazayı, kaza da kaderin hükmünü delmiş olur. Yani hükmünü iptal eder. Çünkü, ata ile kaza doğrudan doğruya İlm-i Muhit-i İlahi’ye bağlıdır, Yani Levh-i Mahfuz’daki yazıya göre icraat olmuyor. Belki asıl kader olan İlm-i İlahiye göre icraat oluyor. Asıl kader olan İlm-i İlahi, ata ve kazayı içine almıştır. Mesela, o adamın sadaka verip vermeyeceğini, ebeyeninin dualarını alıp almayacağını, kazanın vukua gelip gelmeyeceğini İlm-i Ezeli biliyordu.
Netice itibariyle Cenab-ı Hakk’ın ilmi asla değişmez. Levh-i Mahfuz nadiren, Levh-i Mahv-İsbat ise çok defa eğişebilir.
Kaynak:Tahşiye yayınları;Kader risâlesi ve şerhi
_________________ nereden geldim?
zahiren ademden
hakikatte ise
ilmi ilahiden
dairei kudret olan alemi
şehadete geldim
nereye gidiyorum?
kabre
haşre
cennete veya cehenneme
ne için geldim?
bin bir ismi ilahinin keşfi için
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız