Giriş Yap
Üye Adı
Şifre
Mini Sohbet
uveys26: NE ZAMAN Kİ HAK MUHABBETİNİN YERİNİ SİYASİ TARTIŞMALAR ALDI İŞTE O VAKİT İLAHİ ORG İLAHİYATINI KAYBETMEYE BAŞLADI MANEVİ FAKİRLİĞİN İÇİNE DÜÇAR OLDU NE YAZIK VE NE KÖTÜ...
kadirdeli: nasılsınız
Darultebligat: Aleykum selam sizede hayırlı günler
kadirdeli: selamun aleyküm. hayırlı günler.
atilla27: bu nasıl soru tabiiki hpimiz ALLAHA iman edip ona inanıyoruz
siyah-6: allaha inanan kaç kişiyiz
siyah-6: mehmet ordamısın
siyah-6: bisey sorabilir miyim arkadaslar
siyah-6: sa
by_mostar: aleykümselam
emre1314: Aleykümselam
MehmetSezginler: SELAMÜN ALEYKÜM
emre1314: Sabırla yola devam siteden soğumayalım zamanla daha güzelleşir inşallah
emre1314: aleykümselam
supermaus: namaz
safsofi: arsultan hakli bende çok doğdum siteden eskiden cikmazdim nerdeyse. arsultan ablanim attigi URL de biir adam çok çirkin küfürler yazmis adamin profili bile küfür ve çok oluyor bunlar boylelerini üyelikleri derhal iptal edilmeli küfürlü yazılar şilinmeli adminleer görevlerini yapmiyorlar
Selimi: SELAMÜN ALEYKÜM. NASILSIN EMRE ?
Selimi: ADMİN ARANIYOR. NUKRO ARANIYOR. NUKRO, BYMOSTAR, BAYRAM NERELERDESİNİZ ?
Selimi: ADMİN ARANIYOR ! NUKRO ARANIYOR ! ARA Kİ BULASIN.KİMSENİN BAKTIĞI YOK. SALDIM ÇAYIRA MEHMET, MEVLÂM KAYIRA MEHMET !
arsultans: yanlış anlaşılmasın sakın benim rahasuızlığım lkinkini verdiğim konunun mesaj sahibidir daha öncede bir kaç kez silipo ikaz etmiştim,uyarılarım dikkate alınmadığı içişn siteden ayrılma kararı aldım ,kimse üstüne alınmasın...
arsultans: adminlere sesleniyorum neden arasıra çıkıpta siteyle ilgilenmiyorsunuz bu siteye ayıracak 5 dakikaızda mı yok,küfürbazların durağı oldu yazık bunca emek ve hassasiyetebazı pislikleri uyardığım halde umursamıyorsunuz ben kendi başıma çaresiz kaldım silmekten usandım ama sizler bu pislikleri görmememkte kararlı davranıyorsunuz,maale sef internetimde soruyn olduğu için bütün çabalarıoma rağmen bu terbiyesizliği gideremedim,herkes özellikle benim yazı ve paylaşımlarımı beğenmeyenler rahat olsun ben bu sorumluluğu taşıyamayacağım,burda ki güzel insanlarada kolay gelsin diyorum haklarını helal etsinler varsa herkese hakkım helal [URL]
arsultans: aminnnn,cümle islam aleminin inşallah...
yaramaz1: ELLAH kabul etsin inşallah
yaramaz1: dua et
arsultans: Allah iyiylik versin kardeşime ,müsaaden olursa namaz vakti..
yaramaz1: idare eder
arsultans: hamdolsun iyiyim sen nasılsın bakalım..
yaramaz1: nasılsın baki
yaramaz1: bekliyem haaaaaaaa
arsultans: aleykümselam ,hayırlı akşamlar..
yaramaz1: selamun aleyküm
arsultans: [URL]
arsultans: adminlerden biri burda olsaydı...
arsultans: benim bilgim yok denecek kadar az bu konuda ,kusura bakma yardımcı olamayacağım ...
arsultans: Allah kolaylık versin inşallah,Allaha emanet ol kardeşim...
temelyilmaz: Mavera İslam Ansiklopedisi Nerden İndirme Yapabilirim Yardımcı Olurmusunuz
temelyilmaz: Mavera İslam Ansiklopedisi
emre1314: oğlanı okula götüreceğiz hazırlanıyoruz Allaha emanet olun
arsultans: ve aleyna aleykümselam can kardeşim...
emre1314: Selamunaleyküm
yaramaz1: aleyküm selam sanada inşallah
arsultans: selamünaleyküm,hayırl ı günler...
arsultans: Allah hepimizi ıslah ede...
yaramaz1: iyi ben çıktım
yaramaz1: ELLAHIM SENİ İSLAH ETSİN EMİ
arsultans: aleykümselam ve rahmetullahi ve berakatuhu,hayırlı sabahlar...
yaramaz1: selamun aleyküm hayırlı sabahlar
yaramaz1: aleyküm selam
mahmut00: slemun alaykum
Darultebligat: Inşallah
Sohbet arşivi >>

Üyeler sohbet edebilir.Lütfen
Giriş Yapın ya da Üye Olun
Menü
 Anasayfa
 İndirme
 Forumlar
 İlahiler
 İslami Filmler
 Tasavvufi Yazılar
 İslami Yazılar
 Hatim Bölümü
 Oyunlar
 You
 Üye Profiliniz
 Üye Mesajlarınız
 Üye Listesi
 Üye Olun
 Bizi Önerin
 Bize Ulaşın
Popüler Konular
En Popüler Konular (Sayfa 1)
En Popüler Konular (Sayfa 2)
En Popüler Konular (Sayfa 3)
En Popüler Konular (Sayfa 4)
En Popüler Konular (Sayfa 5)
En Popüler Konular (Sayfa 6)
En Popüler Konular (Sayfa 7)
En Popüler Konular (Sayfa 8)
Arşiv
İlahi Sözleri
Programlar
Videolar
İslami Paylaşım
Resimler
Sahabeler
İslam Büyükleri
İslam Tarihi
İlmihal
Şiirler
Hikayeler
Dosya Paylaşımı
Komik Yazılar
Fıkralar
Havadan Sudan
Mental Aritmetik eğitmenler ve akademisyenler tarafından oluşturulmuş bir beyin geliştirme programıdır. Devamını Görmek için: Mental Aritmetik
ilahi.org :: Başlığı Görüntüle - Kültürümüzde EHLİBEYT SEVGİSİ
Kültürümüzde EHLİBEYT SEVGİSİ
ilahi.org Forum Ana Sayfası » İslami Paylaşım
SSS Arama Üye Listesi Gruplar Profil Giriş Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun

Konu: Kültürümüzde EHLİBEYT SEVGİSİ

Okuma Yazması Olmayan Bir Adamın Hanımına Yazdığı... <-- Önceki Konu |

| Sonraki Konu --> Beyniniz Kaç Yaşında ?






Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder   
Kültürümüzde EHLİBEYT SEVGİSİ
uveys26
Moderatör
Moderatör



Kayıt: May 12, 2012
Nereden: manisa
Mesajlar: 1655
Haftalık Puan: 0
Kültürümüzde EHLİBEYT SEVGİSİ
Tarih: Sal Tem 10, 2012 4:56 pm

Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi’ni derinden etkilemiş bir sahâbîdir. Onun ilmi, ahlâkı, zühd ve takvâsı, yani ibadet hayatına verdiği önem, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in emanetleri

681’de Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi sonucu Türkistan’a göç eden Hz. Peygamber’in torunları lehine, Horasan ve Mâverâünnehir bölgelerinde geniş bir kamuoyu oluşmuştur. Emevîler tarafından mağdur edilen Ehl-i Beyt’in İslâm’a davet çağrıları, mağdûr ve mazlûmun yanında yer alan Türkler arasında büyük bir rağbet görmüştür. (Baki Yaşa Altınok, “Ehl-i Beyt ve Türkler”, Hacı Bektaş Velî Dergisi, s. 18, ss. 205-213., s. 205) Hz. Peygamber’in evlatlarının haksız yere Emevîler tarafından öldürülmüş olması, bu katliamdan geride kalanların da perişan bir vaziyette göç ederek aralarına sığınması, Türklerin Ehl-i Beyt’e muhabbetini daha da kuvvetlendirmiştir. (Altınok, a.g.m.,s.207)

Annesi Horasanlı bir Türk olan Abbâsî halîfesi Me’mun’un, İmam Ali Rızâ’yı veliaht tayin etmesi, hem Türklerin Abbasî yönetiminde söz sahibi olmaya başlamalarını temin etmiş, hem de İslâmiyet’le tanışmalarını sağlamıştır. Türkistan’a gelen Ehl-i Beyt imamları, tasavvuf erbabı ve tüccarlar, İslâmiyet’in bu coğrafyada yayılmasına önemli katkıda bulunmuşlardır. Samarra’da zorunlu ikamete tâbi tutulan imamlar, Kur’an’ın anlamını, Hz. Peygamber’in sünnetini, İslâm’ın temel prensiplerini, sade bir dille çevrelerindeki insanlara anlatmışlardır. Sevgi ve saygıya dayalı bu birlikteliğin olumlu yönde geliştiğini gören yeni Müslüman olmuş Türkler, on birinci imam Hasan’a, “Asker” (bizden) diye hitab etmişlerdir. (Altınok, a.g.m., s. 209-210)

Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig adlı eserindeki şu ifadeler, Ehl-i Beyt’in Türkistan’da nasıl muamele gördükleri konusunda, doğrudan bilgi vermektedir: “Hizmetkârlardan başka ve beyin adamları dışında, münâsebette bulunacağın kimselerden bazıları, Peygamber’in neslidir. Bunlara hürmet edersen, devlet ve saâdete kavuşursun. Bunları pek çok ve gönülden sev; iyi bak ve yardımda bulun. Bunlar, Ehl-i Beyt’tir. Peygamber’in uğurudur. Ey kardeş! Sen de onları, Sevgili Peygamber hakkı için sev.” (Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig, çev. Reşid Rahmeti Arat, Ankara, 1988, TTK Yayını, s.313)

Hânedân-ı Ehl-i Beyt’ten olan ve Orta Asya’yı İslâm Güneşi ile aydınlatan, Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî, Hikmetlerinde, Ehl-i Beyt sevgisini işlemiş bir Hak âşığıdır. O, İslâm’ın yeryüzüne yayılması sürecine önemli katkılarda bulunan Hz. Ali’nin kahramanlıklarını şöyle destanlaştırmıştır:

Sıfat kılsam Ali şîr-i Hüdâ’dur,

Ki şemşîr birle kâfiri kıradur.

Ali İslâm üçün kanlar yutadur,

Ki İslâm tuğını muhkem tutadur. (Hoca Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet, haz. Hayati Bice, Ankara, 1993, T. D. V. Yayını, s. 56)

Horasan üzerinden Anadolu’ya gelen “seyyidlik kurumu”, Hz. Hüseyin soyundan gelen Ehl-i Beyt’le Türkmen oymakları arasında, kız alıp kız verilmesiyle oluşmuştur. (Alemdar Yalçın, Hacı Yılmaz, “Kargın Ocaklı Boyu ile İlgili Yeni Belgeler”, Hacı Bektaş Velî Dergisi, S. 21., ss. 13-89., s. 14) Kur’an ve sünnetin öngördüğü din esaslarını, Ehl-i Beyt’in adâlet, hoşgörü ve muhabbete dayalı yorumlarından öğrenen nesiller, Yüce Peygamber’in önderliğine ve Hz. Ali’nin evlatlarına bağlılıklarını tarih boyunca devam ettirmişlerdir.

Orta Asya’da sevgi ve saygı ile muamele gören Peygamber nesli, daha sonra İslâm’ın yeni coğrafyalara yayılması, yeni gönüllere girmesi amacıyla Anadolu’ya (Diyâr-ı Rûm) gelmişlerdir. Veli Baba, Ehl-i Beyt olan dedelerinin Anadolu’ya gelişlerini şöyle anlatmaktadır: “Zaman-ı kadîmde Ehl-i Beyt’ten bizim ceddimiz, Aliyyü’l-Medenî Medîne’den Bağdat’a ve Bağdat’tan Malatya’ya geldiği gibi, yine Ehl-i Beyt’ten evlâd-ı Hasan ve Hüseyin’den bazılarının Hicaz’dan bilâd-ı Rûm’a ve Mâverâü’n-Nehir’e geçmiş oldukları da elde mevcud olan kütüb-ü ensâb ve tevârihte mezkûrdur. Ehl-i Beyt’ten ekâbir-i ehl-i keşf ve ayan ve erbâb-ı ilm ü akl-ı selîm ile diğerleri teşyid-i menarı (binasını yükseltmek) devlet-i âliyye ve takviyye-i saltanat-ı seniyye emrinde dâima ve hâlen sa’idirler. (Velî Baba Menâkıbnâmesi, haz. Bedri Noyan, İstanbul, 1995, Can Yayınları., s. 69)

Ehl-i Beyt neslinden geldikleri için “seyyid” şeklinde isimlendirilen insanların, Anadolu’da onlardan önce gelenler tarafından nasıl karşılandıkları ile ilgili çarpıcı bir örnek de XV. yüzyılda yaşadığı rivâyet edilen Koyun Baba’dır. Koyun Baba Anadolu’da, Hz. Muhammed’in çok sevdiği torunu, Kerbelâ şehitlerinin serdarı Hz. Hüseyin’in bir armağanı, Fatımatü’z-Zehra annemizin evlâdı olarak karşılanmıştır. İnsanlar, ona çirkin sözler söylemekten kaçınmışlar, kötülemekten uzak durmuşlardır. Onun yoluna canla başla bağlanmışlar, bu bağlılığı da, bahtiyarlık addetmişlerdir. (Kutluay Erdoğan, “Alevîlerde Dedelik Kurumu ve Değişme Olgusu Karşısında Toplum Yapısı”, Folklor ve Edebiyat Dergisi, ss. 121-126, s. 123) Odman Baba’dan Garip Dede’ye, Pîr Baba’dan Abdal Mûsâ’ya kadar, Ehl-i Beyt neslinden yüzlerce mânâ sultânının, nasıl sevildiklerini anlatmak, bu makalenin sınırlarını aşmaktadır.

Ehl-i Beyt neslinden gelen seyyid ve şeriflere, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri tarafından icâzetnâmeler verilerek, gereken sevgi ve saygıyı görmeleri temin edilmiştir. Bu sevgi ve saygı, onların İslâm dininin öğretimi konusundaki etkinliklerine büyük güç kazandırmıştır. Anadolu’da seyyidlik icâzetnâmesinin ilki, 734 yılında Kureyşan Ocağı’na verilmiştir. Selçuklular döneminde, I. Alaaddin Keykûbat, Erzincan bölgesine gelerek, orada yaşayan oymakların ileri gelenlerini biraraya toplamış, İslâm dinini en iyi bilen kişilerin tesbit edilmesini istemiştir. Yapılan seçmede, Ehl-i Beyt nesli olan seyyidler, ilim ve ahlâkları ile öne çıkmışlardır. Keykubat, dinin, bu kişiler tarafından öğretilmesini emrederek, onlara Hz. Peygamber soyundan geldiklerine dair icâzetnameler verilmesini istemiştir. Seyyidlik beratı olan her öğreticiye de, “hakk’u-llah” adı altında menkul ve gayr-i menkuller bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde seyyid ve şeriflerin başkanına; “Nakîbü’l-eEşraf” adı verilmektedir. 1400 yılında Ehl-i Beyt muhibbi Yıldırım Bayezid zamanında “Nakîbü’l-Eşrâf Dairesi” kurulmuştur. İlk göreve, Bağdat’lı Seyyid Ali Natta getirilmiştir. Bu dairenin görevi, Osmanlı Devleti bünyesinde ne kadar kayıtlı seyyid ailesi varsa, onların kayıtlı defterlerini tutmaktır. Bu deftere; “şecere-i tayyibe” denmiştir. Ayrıca eyaletlerde de, nakîbü’l-eşrâf kaymakamları adı verilen vekiller bulundurulmuştur. (Erdoğan, a.g.m., s. 123) Türklerin din ve maneviyat tarihinde, Ehl-i Beyt soyundan gelen seyyid ve şerîfler, İslâm dinini tüm berraklığı ile yaşayan ve öğreten kişiler olmaları yönüyle, her zaman sevgi ve saygı görmüşler, etraflarına geniş kalabalıkları toplamışlardır.

Kültürümüzde Hz. Ali sevgisi

Hz. Ali (k.v.), sağlığında Hz. Muhammed (s.a.s.)’in övgüsüne mazhar olmuş bir sahâbîdir.

Hz. Peygamber’in bu övgüsü, tekke ve dergâhlarda iyi algılanarak, Hz. Ali’ye karşı güçlü bir muhabbet beslenmiştir. Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi’ni derinden etkilemiş bir sahâbîdir. Onun ilmi, ahlâkı, zühd ve takvâsı, yani ibadet hayatına verdiği önem, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir. Gerek Ahî, Bektâşî dervişleri, gerekse diğer tarîkat erbabınca, Hz. Ali’ye “Şâh-ı Velâyet” ve “Sultân’ül-Evliy┠lâkapları uygun görülmüştür. Âşık Vîrânî’ye göre, Hz. Ali’ye duyulan sevgi, Allah’ın inayetine sebeptir. Çünkü, velâyet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allâh’a giden yolların öğreticisi olmuştur:

“Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velâyeti,

Hakk’ın anadır çünkim bilesin inâyeti.” (Âşık Vîranî Divanı, haz. M. Halid Bayrı, İstanbul, 1957, Maarif Kitaphanesi.s. 110)

“Haydar-ı Kerrâr” ve “Şâh-ı Merdân” sıfatlarıyla da anılan Hz. Ali, ilmi yanında cesaret ve şecaati ile de gönüllerde yer etmiştir. Onun İslâm’ın yayılması için canı ve malı ile gayret gösteren bir kişiliğe sahip olması, tâlip ve dervişlerin hayat anlayışlarını derinden etkilemiştir. Özellikle savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, destanlaştırılarak dilden dile anlatılmış, kalplerde yer etmiştir. Yemînî, Fazîletnâme’sinde onun İslâm’ın yayılması için yaptığı fedâkârlık ve kahramanlıkları şöyle dile getirmektedir:

“Nice putperest ehl-i zünnâr (Hıristiyan),

Dîn-i Ahmed’e eylediler ikrâr.

Nice ger zât kişi ateşperesti (Mecûsî),

Yıkıp tahtın yüzünü yere bastı.

Zülfikâr korkusundan ehl-i zünnâr,

Muhammed dinine etmiştir ikrâr.” (Yemînî, Fazîletnâme, İsmail Özmen, Alevî-Bektâşî Şiirleri Antolojisi, c. II., ss. 52-100, s. 92)

Hz. Ali, İslâm’ı, Arap yarımadasının dışına kadar götüren bir iman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri’ye, bütün Gazî’lere ve Alp’lere örnek olmuştur. Hz. Peygamber ve Hz. Ali neslinden gelen Seyyid Battal Gâzî, Anadolu’yu Müslüman Türk’e açan yeşil sarıklı kahramanlardan birisidir. (Seyyid Battal Gâzî’nin menkîbeleri ile ilgili olarak bkz. Behçet Kemal Çağlar, Seyyid Battal Gâzî Destânı, İstanbul, 1968, Ak Y.) Yemînî, Hz. Ali’nin sınır tanımayan mücâdele coğrafyasını şu satırlarda dile getirmektedir:

“Ne Türkistan kaldı ne Bedehşan,

İmana davet etti Şâh-ı Merdân.

Şehâdet getiren buldu necâtı,

İnanmayan gösterdi memâtı.

Muhammed dini ile tuttu kuvvet,

Küfür ehlinde hiç kalmadı kudret.” (Yemînî, Fazîletnâme, s. 95)

Hz. Ali’nin kahramanlığını anlatan; “Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr” metni, tekkelerde zevkle okunan Zülfikârnâme’lere “redif”, Yeniçeri Ocağı’nın sancağına “sembol” olmuştur.

Vâhib Ümmî, Zülfikârnâme’sinde Hz. Ali’yi şu mısralarla methetmektedir:

“Varına kıldı nazar, ol Hâlik-ı perverdigâr,

Zât-ı Hakk’ın emriyle Düldül’e oldu süvâr,

Na’rasınun heybetinden kâfir oldu târumâr,

Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr.” (Vâhib Ümmî, Dîvân, haz. Ali Torun, Ankara, 1987, Gazi Ü. S. B. E., Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 340)

“Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr” metnindeki “fet┠(genç) kelimesinden türetilmiş olan fütüvvet, Ahîlik ve Bektâşîlik geleneklerinde temel anlayış hâline getirilmiştir. Fütüvvet kelimesi, Hz. Ali’nin cesaret ve kahramanlığı kadar, onun ahlâk ve fazîletini de temsil etmektedir. Ahî, Bektâşî Fütüvvetnâme ve Erkânnâme’lerinde fütüvvetin on iki şartı olduğu ifade edilmiştir: 1. Eline sahip olmak, 2. Beline sahip olmak, 3. Diline sahip olmak, 4. Aşına sahip olmak, 5. İşine sahip olmak, 6. Eşine sahip olmak, 7. Sofrası açık olmak, 8. Alnı açık olmak, 9. Gönlü açık olmak, 10. Gazabını yutmak ,11. Gördüğünü örtmek, 12. Görmediğini söylememek. (Bkz. İbrahim Arslanoğlu, Yazarı Belli Olmayan Bir Fütüvvetnâme, Ankara, 1997, Kültür Bakanlığı Yayını, s. 40; Şevki Koca, Melâmî-Bektâşî Metaforunda İrşâd Paradigması Mürg-i Dil, İstanbul, 1999, Nazenin Y., s. 231)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî adlı eserinde, Hz. Ali’nin yüzüne tüküren düşmanını affetmesini tasvîr ederken, fütüvvet ahlâkını uzun uzun açıklar. Mevlânâ, Hz. Ali’ye hücûm ettiği halde mağlûb olan, sonra da yüzüne tükürdüğü halde Hz. Ali tarafından affedilen düşmanın hayret psikolojisini, yine onun dilinden şöyle ifade etmektedir: (Hz. Ali’ye hitaben) “Sendeki hilim kılıcı, canımızı kesti. Bilgi suyun da, tozumuzu ve toprağımızı temizledi.” (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, trc: Şefik Can, İstanbul, 2003, Ötüken Y., c. I, s. 240)

Hz. Ali’nin fütüvveti ile ile ilgili yaşanmış örneklerin sunulduğu en önemli eserler, kuşkusuz Cenknâme’lerdir. Cenknâmeler, tekke ve dergâhlarda, köy odalarında yoğun bir şekilde okunmuş, Hz. Ali’nin İslâm’ın yayılması için yaptığı mücadeleleri anlatan menkîbeler, insanlarımızın zihin ve gönüllerine kazınmıştır. Milletimizle özdeşleşmiş olan cesâret, kahramanlık, fedâkârlık ve vefâkârlık gibi duyguların gelişmesinde bu menkîbelerin tesiri büyük olmuştur. İnsanımızın zihninde Hz. Ali, din ve imanla özdeşleşmiştir. Onun ahlâkını örnek alanlar, örnek olmuşlardır.

Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin sevgisi

İslâm dünyası dikkate alındığında, belki en çok Ahmed, Mehmed, Ali, Veli, Fatma, Hasan ve Hüseyin isimlerine Anadolu’da rastlanılmaktadır. Bunun sebebi, Ehl-i Beyt sevgisinin milletimizin ortak paydası olmasıdır. Âşıklarımız, şairlerimiz güzel duyguları, güzel ahlâkı, iyilik, asalet ve fazileti, onların isimlerini ser levha ederek anlatmışlardır. Onlar masûmiyeti, sadeliği temsil etmişler, gül-i Muhammedî’nin hoş kokusunu tarihin her sayfasına sindirmişlerdir.

Yunus Emre, gönlündeki Ehl-i Beyt sevgisini mısralara şu kelimelerle taşımıştır:

“Şehidlerin ser çeşmesi evliyânın bağrı başı,

Fatma ana gözü yaşı, Hasan ile Hüseyin’dir.”

“Hazret Ali babaları, Muhammed’dir dedeleri,

Arşın iki gölgeleri Hasan ile Hüseyin’dir.”

(Yunus Emre Dîvânı, İstanbul, 1954, Maarif Kitaphanesi, s. 274)

Ehl-i Beyt’i seven milletimiz, onlara yapılan haksızlıkları, en yakın akrabalarına yapılmış kabul ederek üzülmüş, Mersiye’lerin hüzünlü atmosferinde bu acıyı işlemiştir. Niyâzî Mısrî, Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine olan sevgisini ve onlara revâ görülen eziyetlere üzüntüsünü, şu satırlarda dile getirmektedir:

“Ol Hasan hazretlerine zehr içirdi eşkıyâ,

Hem Hüseyin oldu susuzluktan şehîd-i Kerbelâ,

İkisidir aslı nesli cümle âl-i Mustafâ,”

Ben anın âl’ine evlâdına kurbân olayım. (Niyâzî Dîvânı, Maarif Kitaphanesi, ts., s. 114)

Vîrânî Baba, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’e olan sevgi ve bağlılığını ifade ederken, âdeta bir ikrâr (söz) yenilemesi yapmaktadır. Onların sevgisinden uzak kalmayacağını, can-ı gönülden onlara bağlı olduğunu belirtmektedir:

“Şehâdet vermişem ben Mustafâ’ya,

Gulâmım cânu dilden Murtazâ’ya,

Ali evlâdının hak bendesiyem,

Muhibbem şah Hasan Hulki’r-Rızâ’ya.” (Âşık Vîranî Divanı, s. 31-32)

Vîrânî Baba, Ehl-i Beyt’in niçin sevilmeleri gerektiğini, onların niteliklerini de anlatarak gerekçelendirmektedir. Onları seven, ölse bile diridir. Onlar, her türlü güzel ahlâkın başı, Allâh’a götürecek yolun, ışık saçan kandilidir:

“Şah Hasan Hulk’r-Rızâ’dan zâhir oldu her sıfat,

Hem Hüseyn-i Kerbelâ’dan keşf olur envâr-ı zât,

Nesl-i Şâh’ı sevdi her kim buldu mematta hayat,

Sevmişem cân u gönülden ben hem İmam-ı Kâzım’ı.” (Âşık Vîranî Divanı, s. 72)

Yakın tarihimizin meşhur Mevlevî şairi Şeyh Gâlib, Allah’ın ve Hz. Muhammed’in sevgilisi, ilâhî sırların mazharı Hz. Ali’yi methederken, on iki imamların adlarını da saymaktadır:

Ey mazhar-ı hem muzhır-ı esrâr Ali,

İsnâ aşerin hayline serdâr Ali,

Anlar ki Hüseyn ü Mûsiy ü Ca’fer’dür,

İki Hasan üç Muhammed ü çâr Ali. (Şeyh Gâlib Dîvânından Seçmeler, haz. Abdülbâki Gölpınarlı, İstanbul, 1971, M. E. B. Yayını, s. 96)

Milletimiz Ehl-i Beyt’e, tarihten bugüne kadar büyük bir aşkla sahip çıkmıştır. Kültür atlasımız Ehl-i Beyt’i ve onların maneviyatını temsil eden, sembol ve motiflerle bezenmiş Ehl-i Beyt sevgisi, edebî metinlerde nakış nakış, ilmek ilmek işlenmiştir. Hz. Peygamber’in soyundan gelen seyyid ve şerîfler baş tâcı edilmiş, İslâm’ın Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılma sürecinde, onların peşinden gidilmiştir. Ehl-i Beyt’in diriltici, birleştirici ve kaynaştırıcı nefesi, tarihimizdeki sosyo-kültürel birlik ve baraberliğimizi, fetih ve zaferlerimizi hazırlayan en önemli unsur olmuştur. Hz. Muhammed’in ve Fâtıma ananın evlatlarına gösterilecek sevgi ve bağlılığın, geleceğimizi de aydınlatacağı muhakkaktır.

Ehl-i Beyt neslinden gelen seyyid ve şeriflere, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri tarafından icâzetnâmeler verilerek, gereken sevgi ve saygıyı görmeleri temin edilmiştir. Bu sevgi ve saygı, onların İslâm dininin öğretimi konusundaki etkinliklerine büyük güç kazandırmıştır.

Türklerin din ve maneviyat tarihinde, Ehl-i Beyt soyundan gelen seyyid ve şerîfler, İslâm dinini tüm berraklığı ile yaşayan ve öğreten kişiler olmaları yönüyle, her zaman sevgi ve saygı görmüşler, etraflarına geniş kalabalıkları toplamışlardır. BUNU İDRAK EDEBİLMEK MARİFETTİR HUUU CANLAR (CAN OLANLAR)HUUU

_________________
KAİNATIN ANAHTARIDIR SEVGİ,MAYASIDIR CÜNKİ RABBİM RASULÜNE HABİBİM DEDİ YARATI 18 BİN ALEMİ...18 BİN ALEM SEVGİDE GİZLİ ...SEVGİYE GİDEN TEK YOLDA TEVHİD...İLLA HU
 
Kullanıcı profilini gör  Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Ver
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    ilahi.org Forum Ana Sayfası » İslami Paylaşım Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız








Nukro2 tarafından düzenlenmiştir. © 2008
Nukro2 Teması - Nukro2 tarafından hazırlanmıştır. © 2008
Tasarım&Güvenlik: Nukro2
Zor başarılır, imkansız zaman alır...

 

Code & Theme and Security by Nukro

Bu sitedeki yazılardan yazarları sorumludur. ilahi.org sorumlu tutulamaz.
Sitemizdeki reklamların içerikleriyle ilşkimiz yoktur. Reklam Gizliliği

Nukro internet hizmetleri ©2008